DEPREM TAHMİNİ İLGİLİ MAKALELER SAYFASI

 

DEKOS İÇİN DESTEK

KADİR SÜTÇÜ:Iban:TR54 0001 0009 3705 1823 8850 12

 

DK VE DEKOS İLE DEPREM KESTİRİMİ

KİTABIMI OKUMAK İÇİN BURAYI TIKLAYABİLİRSİNİZ.

 

***

AFET ÖNCESİ KORUYUCU ÇALIŞMALARIN DİNİ, AHLAKİ VE İNSANİ BOYUTU:
DEPREM TAHMİNİ VE YAPI GÜVENLİĞİNİN FIKHİ ANALİZİ

GİRİŞ

Deprem, yeryüzünün kaçınılmaz bir sismik gerçeği olarak insanlık tarihi boyunca büyük yıkımlara ve kitlesel trajedilere yol açmış en sarsıcı doğa olaylarından biridir. Küresel sismolojik veriler incelendiğinde, 2004 yılından bugüne kadar dünya genelinde 6.5 ve üzeri büyüklükte tam 1014 sarsıcı deprem meydana geldiği görülmektedir. Bu sismik hareketlilik yıllara bölündüğünde, dünyada her yıl ortalama 45 büyük depremin yaşandığı gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. Böylesine yüksek bir sismik sıklık karşısında, insan hayatını korumayı hedefleyen mühendislik standartları, kentsel planlama stratejileri ve her geçen gün önem kazanan erken uyarı ile deprem tahmini çalışmaları birer lüks değil; insanlığın hayatta kalma mücadelesinin en temel parçasıdır. Bu bağlamda, afet öncesinde yürütülen önleyici tüm bilimsel ve teknik çalışmalar, İslam dininin can emniyetine verdiği yüksek değer, fıkhi ilkeler ve insani sorumluluk boyutuyla doğrudan örtüşmektedir.

1. DEPREM TAHMİNİ ÇALIŞMALARININ İNSANİ VE BİLİMSEL BOYUTU

Deprem tahmini, sismik risk analizleri ve erken uyarı sistemleri üzerine yürütülen bilimsel çalışmalar, felaket anında can kayıplarını sıfıra indirmeyi amaçlayan en kritik insani adımlardan biridir. Bir sarsıntının önceden öngörülebilmesi veya saniyeler öncesinde bile olsa erken uyarı mekanizmalarıyla topluma bildirilebilmesi; hayati sistemlerin (enerji hatları, yüksek hızlı trenler, tıbbi operasyonlar) güvenli konuma getirilmesini ve insanların güvenli alanlara sığınmasını sağlar. İnsani açıdan bakıldığında, bu çalışmalar sadece istatistiksel bir başarı değil; doğrudan ailelerin dağılmasını engelleme, çocukların yetim kalmasının önüne geçme ve nesiller boyu sürecek derin psikolojik toplumsal travmaları henüz oluşmadan durdurma çabasıdır. Bilimi insanlığın hizmetine sunarak tehlikeyi önceden haber almak için harcanan her emek, insan onuruna ve yaşam hakkına duyulan saygının en somut tezahürüdür.

2. DİNİ HÜKÜMLER VE FIKHİ İLKELER AÇISINDAN KORUYUCU ÇALIŞMALARIN DEĞERİ

İslam dini başta olmak üzere tüm ilahi dinlerde, bir insanın enkaz altında kalmasını veya herhangi bir felaketle zarar görmesini önlemek için çalışmak en üst düzey dini sorumluluklardan ve ibadetlerden biri olarak kabul edilir. Dini hükümler ve fıkhi ilkeler açısından bu çalışmaların değeri şu temel esaslara dayanır:

·       Hayatın Korunması (Hıfzu'n-Nefs): İslam hukukunun (Makasidu'ş-Şerîa) en temel beş amacından birincisi canı korumaktır. Deprem tahmin teknolojilerine yatırım yapmak ve bilimsel tedbirler almak, canı koruma farzının doğrudan bir gereğidir.

·       Bir Canı Kurtarmak Tüm İnsanlığı Kurtarmaktır: Maide Suresi 32. ayette, "Kim bir kimseyi kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur" buyrulur. Erken tahmin ve uyarı sistemleriyle insanların sağ salim tahliye edilmesini sağlayan bir tahminci veya idareci, potansiyel olarak yüzlerce canı kurtardığı için bu ayetin müjdesine nail olur.

SONUÇ

Sonuç olarak, sismik hareketliliği önceden anlamaya çalışan deprem tahmini araştırmaları insanlığı enkaz altında kalmaktan koruyan hayati koruma kalkanlarından en önemlisidir. İslam fıkhına göre toplumun can güvenliğini sağlamaya yönelik bu adımlar, ihmal edilmesi durumunda tüm toplumu ve yöneticileri sorumlu kılan birer Farz-ı Kifaye (toplumsal zorunluluk) niteliğindedir. Bilimi, ahlakı ve insani sorumluluğu merkeze alarak depremlerin tahmini konusunda sistemlerini geliştirmek, yaratılana duyulan merhametin ve Yaradan'ın emirlerine sadakatin en somut ibadetidir.

 

TARİH:12.10.2026 MAKALE SAYISI 7

 

***

San Andreas Fay Hattı Sismik Hareketlilik Potansiyelinin DEKOS Yöntemi ve Sütçü Bulutları Bağlamında Analizi (12-18 Ekim 2026)

Yazar: Kadir Sütçü kadirs33@gmail.com

Özet

Bu çalışmada, alternatif deprem kestirim yöntemlerinden biri olan Deprem Kuvveti Organize Sistemi (DEKOS) ve "Sütçü Bulutları" okuma/takip tekniği temel alınarak, 12-18 Ekim 2026 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki San Andreas Fay Hattı ve çevresindeki sismik hareketlilik potansiyeli incelenmiştir. DEKOS modeli, litosferde biriken tektonik stresin atmosferde ve hidroferdeki Sütçü Bulutları oluşumu, hareketleri ve yönleriyle ilgili olarak oluşturulan hipoteze dayanmaktadır. Bu makalede ilgili tarihler için öngörülen sismik hareketlilik artışı yapısal olarak ele alınmış, eş zamanlı olarak modern sismolojinin kısa vadeli deprem tahminlerine yönelik metodolojik yaklaşımı tartışılacaktır.

1. Giriş

Depremlerin kısa vadeli (tarih, saat ve konum bazlı) tahmini, modern yer bilimlerinin en karmaşık ve henüz tam anlamıyla çözülememiş problemlerinden biridir. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) başta olmak üzere ana akım bilimsel otoriteler, günümüz teknolojisiyle spesifik bir zaman dilimi verilerek deprem tahmini yapılmasının sismolojik olarak mümkün olmadığını savunmaktadır. [1]

DEKOS modeli; sismik gerilme öncesinde havaya salınan partikül maddeleri (PM₁₀, PM₂.₅), gaz emisyonlarını (CO, SO₂, NO₂) ile reaktif indikatörleri (O₃) bir araya getirmektedir. Bu indikatörlerin atmosferik ve hidrosferik akışlar üzerindeki etkilerini izleyen "Sütçü Bulutları" okuma ve takip tekniği, geleneksel meteorolojiden farklı bir erken uyarı mekanizması sunmayı amaçlar. Bu çalışma, 12-18 Ekim 2026 tarihleri arasında San Andreas ve çevresindeki fay hatlarında bu yönteme göre öngörülen sismik hareketlilik artışını akademik bir formatta incelemektedir.

2. Metodoloji ve Teorik Çerçeve

2.1. DEKOS (Deprem Kuvveti Organize Sistemi) Hipotezi

DEKOS hipotezi, sarsıntı öncesinde fay hatlarında biriken mekanik stresin ve açığa çıkan mikroskopik enerjilerin yalnızca litosferle sınırlı kalmayıp; Litosfer ⇌ Atmosfer + Hidrosfer + Biyosfer katmanları arasında dinamik bir etkileşim zinciri başlattığını öne sürer.

Teorinin temel mekanizması şu adımlarla formüle edilmektedir:

Litosferik Gerilim ve Emisyonlar: Kırılma evresine giren fay segmentlerinde biriken mekanik stres, yoğun gaz çıkışlarına (CO, SO₂) ve ince partikül maddelerin (PM₁₀, PM₂.₅) atmosfere salınmasına neden olur.

Atmosferik ve Hidrosferik Reaksiyonlar: Havaya karışan bu emisyonlar ve termal/elektromanyetik anomaliler, atmosferdeki nem (hidrosfer elementleri) ile reaksiyona girerek yoğuşma çekirdekleri oluşturur.

Sütçü Bulutları Formasyonu: Fay hatlarındaki kırılmalar ve sismik gerilimler; gökyüzünde sıradan meteorolojik süreçlerle (Azor, İzlanda, Sibirya veya Basra basınç sistemleri vb.) açıklanamayan, kendine has morfolojiye sahip "Sütçü Bulutları" oluşumlarına, bu bulutların doğrusal hareketlerine ve belirli bir yöne doğru yönlenmelerine yol açar.

2.2. Marka Tescili ve Resmi Tanımlamalar

Geliştirilen bu metodoloji ve ilgili terimler resmi olarak koruma altına alınmıştır. Türk Patent Enstitüsü tarafından düzenlenen 02/05/2012 başvuru tarihli ve 2012/40496 numaralı Marka Tescil Belgesi uyarınca, "Sütçü Bulutları" markası Kadir Sütçü adına 42. Sınıf kapsamında (Deprem Tahmin Hizmetleri ve Meteoroloji Hizmetleri) tescil edilmiş olup resmiyet kazanmıştır.

S.No

Başvuru Tarihi

Başvuru No

Sınıf

Son Durumu

Marka Adı

1

02/05/2012

2012/40496

42 / Deprem Tahmin Hizmetleri, Meteoroloji Hizmetleri

Tescil Edildi

Sütçü Bulutları

 

2.3. San Andreas Fay Sistemi ve Mevcut Tektonik Durum

San Andreas Fayı, Pasifik levhası ile Kuzey Amerika levhası arasındaki sınırı oluşturan, yaklaşık 1200 kilometre uzunluğunda sağ yanal atımlı bir doğrultu fayıdır. Yerbilimleri literatüründeki güncel stres modellemeleri, özellikle Güney Kaliforniya'daki Cajon Pass gibi kritik kesişim noktalarında tektonik gerilimin son 1000 yılın en yüksek seviyelerine ulaştığını göstermektedir. Bu durum, bölgeyi her an büyük ölçekli bir sismik kırılmaya açık hale getirmektedir.

3. Bulgular ve Öngörüler (12-18 Ekim 2026)

DEKOS Yöntemi ve Sütçü Bulutları okuma ve takip tekniği kapsamında analiz edilen meteorolojik uydu görüntülerinde, Pasifik ve Kaliforniya kıyı şeridi üzerinde alışılagelmişin dışında bir atmosferik/hidrosferik hareketlilik gözlemlenmiştir. İlgili bulut oluşumlarının geometrisi, yayılım yönü ve eşlik eden gaz-partikül anomalileri değerlendirilerek şu öngörüler taslaklaştırılmıştır:

Metodolojik Uygulama: DEKOS yöntemi ve Sütçü Bulutlarını okuma tekniği doğrultusunda, uydu verileri (14peif0000.jpg, 14peif0300.jpg, 14peif0600.jpg, 14peif0900.jpg, 14peif1200.jpg, 14peif1500.jpg) üzerinden yapılan analizlerde, deprem ve hava tahmin hizmetlerinin eş zamanlı ve entegre biçimde yürütülebileceği saptanmıştır. Süreç boyunca atmosferdeki bulut hareketleri ve sismik stres korelasyonu haritalandırılmıştır.

Zaman Aralığı: 12-18 Ekim 2026 tarihleri arasında San Andreas ana omurgası ve ilişkili kollarda mikro ve makro sismik hareketlilikte (deprem fırtınaları veya belirgin sarsıntılar) artış yaşanabileceği öngörülmektedir.

Etki Alanı: Güney ve Baja Kaliforniya (Los Angeles, San Bernardino) ve Cajon Pass bölgesi gibi tektonik gerilimin zaten zirvede olduğu segmentler öncelikli odak noktaları olarak değerlendirilmektedir.

Özel Not: Ana akım bilimde disiplinler arası kordine yok. Ayrıca bakmak ile görmek arasındaki farkı anlama yok.

4. Bilimsel Tartışma ve Eleştiriler

Ana akımın yer bilimlerinin ve sismoloji topluluğunun, DEKOS Yöntemi ve Sütçü Bulutları okuma ve takip teknikleri ile ilgili doğrudan yürütmüş olduğu kurumsal veya onaylanmış bir çalışması yoktur. Geleneksel yer bilimleri kurumu (USGS vb.), kısa vadeli deprem kestirimlerinde bulut morfolojisi veya atmosferik dinamiklerin tek başına birer parametre olamayacağını savunmaktadır. Ana akım bilim, sismik stresin izlenmesinde uydu görüntülerindeki bulut hareketleri yerine; yüksek hassasiyetli GNSS ağları, derin kuyu gerinim ölçerleri ve yapay zeka tabanlı yeraltı deformasyon analizlerini temel metodoloji olarak kabul etmektedir.

5. Sonuç

Bu çalışmada ele alınan 12-18 Ekim 2026 tarihli sismik hareketlilik öngörüsü, DEKOS Yöntemi'nin litosfer = atmosfer + hidrosfer + biyosfer etkileşimi hipotezine dayanmaktadır. Model kapsamında izlenen gaz emisyonları (CO, SO₂), partikül maddeler (PM₁₀, PM₂.₅) ve bunlara bağlı gelişen Sütçü Bulutları'nın hareket/yön analizleri Kaliforniya bölgesinde bir anomaliye işaret etmektedir. San Andreas Fay Hattı'nın fiziksel olarak tarihsel bir stres birikimi taşıdığı sismolojik bir gerçeklik olsa da, bu durumun atmosferik ve hidrosferik bulut takipleri üzerinden belirli bir haftaya indirgenerek tahmin edilmesi, sismoloji otoritelerince metodolojik olarak henüz çalışılmamış ve literatüre entegre edilmemiş alternatif bir yaklaşım olarak kalmaktadır.

Kaynakça

[1] USGS (U.S. Geological Survey). (2026). Earthquake Hazards, Misconceptions and Phased Seismic Retrofits.

[2] Sütçü, K. (2023). DK ve DEKOS ile Deprem Kestirimi. Alaska Yayınları.

[3] Burkhard, M. et al. (2026). Stress evolution and fault complexity along the San Andreas and San Jacinto faults from 1000 to 1900 C.E. Journal of Geophysical Research: Solid Earth.

[4] Sütçü, K. (2013). Sütçü Bulutları ile Deprem Tahmini. GEOMED Sempozyum Bildirileri.

 

 

Bu veriler, Kuzey Kaliforniya ve Kaliforniya Körfezi bölgelerinde meydana gelmiş büyük depremlere ait bir listeyi göstermektedir.
Sütunların anlamları sırasıyla şu şekildedir: Tarih ve Saat (UTC), Enlem, Boylam, Derinlik (km), Büyüklük (Magnitude) ve Bölge Adı.
Verileri daha rahat inceleyebilmeniz için düzenlenmiş tablo aşağıdadır:
Kaliforniya ve yakın açıklarında son 100 yılda (1926–2026 arası) meydana gelen 6.5 ve üstü büyüklükteki en belirgin ve yıkıcı depremler kronolojik olarak aşağıda listelenmiştir: [1]
Tarih Deprem / Bölge Adı Büyüklük (M) Kısa Notlar
04 Kasım 1927 Lompoc Depremi 7.1 Kaliforniya'nın merkez sahili açıklarında tsunamiye neden oldu.
18 Mayıs 1940 Imperial Valley Depremi 7.1 Tarım kanallarında ve binalarda büyük yüzey kırıkları oluşturdu.
21 Temmuz 1952 Kern County (Tehachapi) Depremi 7.3 1906'dan sonra eyaleti vuran en şiddetli depremlerden biridir.
21 Aralık 1954 Eureka (Kuzey Kaliforniya) Depremi 6.5 San Andreas fay hattının kuzey uzantılarında etkili oldu.
09 Şubat 1971 San Fernando (Sylmar) Depremi 6.6 Otoyol köprülerinin yıkılmasına yol açarak inşaat kanunlarını değiştirdi.
08 Kasım 1980 Humboldt County Depremi 7.2 Kuzey Kaliforniya açıklarında meydana gelen çok güçlü bir sarsıntıydı.
17 Ekim 1989 Loma Prieta (Dünya Serisi) Depremi 6.9 San Francisco Körfez Bölgesi'nde otoyol ve köprü yıkımlarına neden oldu.
25 Nisan 1992 Cape Mendocino Deprem Serisi 7.2 18 saat içinde 6.5'in üzerinde artçı sarsıntıların da yaşandığı seri.
28 Haziran 1992 Landers Depremi 7.3 Mojave Çölü'nde geniş bir alanda hissedilen çok güçlü bir yüzey kırılması.
17 Ocak 1994 Northridge Depremi 6.7 Los Angeles yakınlarında milyarlarca dolarlık devasa altyapı hasarı yarattı.
16 Ekim 1999 Hector Mine Depremi 7.1 Mojave Çölü'nün ıssız bir kesiminde meydana geldiği için hasarı az oldu.
22 Aralık 2003 San Simeon Depremi 6.6 Merkezi Kaliforniya sahil şeridini etkiledi.
15 Haziran 2005 Kuzey Kaliforniya Açıkları 7.2 Eureka kıyılarının açıklarında kaydedildi.
09 Ocak 2010 Offshore Northern California 6.5 Eureka açıklarında elektrik hatlarını koparan güçlü sarsıntı.
05 Temmuz 2019 Ridgecrest Depremi 7.1 Yaklaşık 20 yıl aradan sonra eyalette yaşanan en büyük deprem serisi.
05 Aralık 2024 Kuzey Kaliforniya Açıkları 7.0 Ferndale ve Eureka bölgelerinde güçlü şekilde hissedilen son büyük sarsıntı.
(Not: 1906 yılındaki büyük 7.8 büyüklüğündeki meşhur San Francisco depremi 120 yıl önce gerçekleştiği için bu 100 yıllık listeye dahil edilmemiştir.)

***

 

TARİH:11.10.2026 MAKALE SAYISI 6

 

***

 

 

Marmara Denizi’ndeki Deprem Eğilimleri ve Sismik Enerji Birikiminin Analizi: Tahmin No: 41 Üzerine Bir İnceleme

Araştırma Makalesi / Research Article

Özet

Marmara Denizi ve çevresi, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın (KAFH) etkisi altında aktif bir sismisiteye sahiptir. Bu çalışmada, 'Tahmin No: 41' referansıyla takip edilen ve 28.09.2026 tarihinde 3.0-4.0 büyüklük aralığında öngörülen sismik hareketlilikler ile Marmara Denizi'nde tarihsel süreçte meydana gelen deprem dağılımları incelenmiştir. Özellikle 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi sonrasında, 40.8 enlemi ile 27.9 - 28.7 boylamları arasında gerçekleşen 4.0 ve üzeri büyüklükteki 32 depremin mekansal analizi gerçekleştirilmiştir. Ağustos 2026'da aynı koordinat aralığında meydana gelen 197 depremlik sismik kümelenme, yaklaşık 92.59 km uzunluğundaki fay hattı segmentinde ciddi bir enerji birikimine işaret etmektedir. Yapılan teorik enerji salınımı hesaplamaları ve ampirik bağıntılar, bölgede biriken sismik enerjinin boşalması durumunda meydana gelebilecek olası büyük depremin büyüklüğünün Mw 7.0 seviyesini aşabileceğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Marmara Denizi, Sismisite, Enerji Birikimi, Tahmin No: 41, Deprem Büyüklüğü, Kuzey Anadolu Fay Hattı.

1. Giriş

Marmara Denizi, Türkiye'nin tektonik açıdan en dinamik ve sismik risk açısından en kritik bölgelerinden biridir. Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın (KAFH) kuzey kolu, bu deniz yatağı boyunca uzanmakta ve tarih boyunca yıkıcı depremlere neden olmaktadır. 28 Eylül 2026 tarihinde paylaşılan ve 'Tahmin No: 41' olarak adlandırılan sismik öngörü raporu, Marmara Denizi veya Ege Denizi (Saros Körfezi) ekseninde 3.0 ile 4.0 büyüklükleri arasında lokal sismik aktivitelerin beklendiğini kaydetmiştir. Nitekim süreç içerisinde, 5 Ekim 2026 tarihinde Tekirdağ Güzelköy açıklarında M=3.1 ve 10 Ekim 2026 tarihinde saat 22:08'de M=3.5 büyüklüklerinde meydana gelen depremler, bölgedeki kabuk deformasyonunun ve mikro-sismik hareketliliğin canlı birer göstergesi olmuştur.

Bu makalenin amacı, Tahmin No: 41 kapsamında izlenen sismik anomalileri temel alarak, Marmara Denizi'ndeki sismik gerilme değişimlerini ve fay hatlarındaki enerji birikim metriklerini bilimsel bir yaklaşımla incelemektir. Bu doğrultuda, geçmiş deprem verilerinin yoğunluk analizi ve son dönemde gözlenen deprem fırtınası benzeri kümelenmeler değerlendirilerek olası büyük Marmara depreminin büyüklük potansiyeli tartışmaya açılmıştır.

2. Veri ve Yöntem

Çalışmada kullanılan sismik veriler, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi sonrasındaki dönem ile 2026 yılı son çeyreğine kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsamaktadır. İnceleme alanı olarak, mikro-sismik kümelenmelerin en yoğun izlendiği koordinat sistemi seçilmiştir. Bu doğrultuda, 40.8 enlemi merkez olmak üzere, 27.9 Doğu boylamı ile 28.7 Doğu boylamı arasında kalan yaklaşık 92.59 kilometre uzunluğundaki fay segmenti ana analiz nesnesi olarak belirlenmiştir.

Analiz kapsamında ilk olarak, 2010 yılından itibaren bölgede meydana gelen 4.0 ve üzeri büyüklükteki depremlerin boylamsal dağılım frekansları tasnif edilmiştir. İkinci aşamada, Ağustos 2026 döneminde aynı dar kordonda yaşanan ve sismik gerilme transferine işaret eden 197 adet düşük büyüklüklü depremin sismik seyrine bakılarak, kilitli fay segmentlerinin geometrik uzunluğu üzerinden biriken potansiyel sismik moment ve moment büyüklüğü  kestirimi yapılmıştır.

3. Bulgular ve Tartışma

Elde edilen bulgulara göre, 17 Ağustos 1999 büyük depreminin ardından Marmara Denizi içerisinde sismik sessizlik ve gerilme birikimi süreçleri eş zamanlı yürümüştür. 2010 yılından itibaren başlayan periyotta, 40.8 enleminde boylamlara göre 4.0 büyüklük üstü depremlerin dağılımı Tablo 1'de gösterilmiştir.

Boylam (Doğu - 40.8 Enlemi)

4.0+ Büyüklükteki Deprem Sayısı (2010 Sonrası)

27.9 Boylamı

5

28.1 Boylamı

3

28.2 Boylamı

10

28.3 Boylamı

9

28.4 Boylamı

4

28.7 Boylamı

1

Toplam

32


Tablo 1: 40.8 Enlemi Üzerinde 2010 Yılından İtibaren Gerçekleşen 4.0+ Depremlerin Boylamsal Dağılımı

Tablo 1'deki veriler analiz edildiğinde sismik aktivitenin özellikle 28.2 ve 28.3 boylamlarında yoğunlaştığı (toplam 19 deprem) saptanmıştır. Bu durum, ilgili lokasyonlardaki asperitelerin (kilitlenme noktalarının) kırılmaya karşı direnç gösterdiğini ve yüksek düzeyde asismik kayma veya lokal gerilme transferi barındırdığını kanıtlamaktadır.

Bununla birlikte, Ağustos 2026 döneminde 40.8 enlemi ile 29.0 boylamı yakınlarında çok dar bir alanda meydana gelen sismik kriz dikkat çekicidir. Bu dönemde 1 adet 3.2, 1 adet 3.1 ve geri kalan kısmı 3.0 büyüklüğünün altında olmak üzere toplam 197 deprem kaydedilmiştir. 29.0 boylamından başlayıp batıya doğru 27.9 boylamına kadar uzanan bu hat, yaklaşık 92.59 km uzunluğunda tektonik bir faya karşılık gelmektedir. Söz konusu 197 depremlik mikro-etkinlik, büyük bir fay segmentinin uç noktalarında gerilme yoğunlaşması yaşandığının açık bir göstergesidir. Sismolojide Well-Coppersmith (1994) ampirik bağıntıları dikkate alındığında, ~92.6 km uzunluğundaki bütünsel bir doğrultu atımlı fay yüzeyinin tek seferde kırılması, Mw 7.0 ile Mw 7.4 arasında bir moment büyüklüğü üretme potansiyeline sahiptir. Mevcut kilitlenme oranları ve biriken elastik deformasyon enerjisi göz önüne alındığında, meydana gelecek olası büyük bir ana şokun büyüklüğünün 7.0 barajının üzerinde olacağı öngörülmektedir.

4. Sonuçlar

Tahmin No: 41 kapsamında izlenen Marmara Denizi sismik anomalileri ve sismisite seyrine dayanan bu analitik değerlendirmede şu ana sonuçlara ulaşılmıştır:
1. 40.8 enlemi üzerinde, 27.9 - 28.7 boylamları arasında tarihsel ve güncel gerilme transferleri süreklilik arz etmektedir.
2. Ağustos 2026'da gözlenen 197 depremlik yoğun kümelenme, fay hatları üzerindeki mikro-kırılma mekanizmalarını hızlandırmış ve ana şok öncesi sismik hazırlık evresine işaret eden bir patern sunmuştur.
3. Yaklaşık 92.59 km uzunluğundaki fay geometrisi üzerinde biriken sismik enerjinin büyüklüğü, meydana gelebilecek olası bir ana şokun 7.0 büyüklüğünün üzerinde (Mw ≥ 7.0) gerçekleşeceğini bilimsel olarak desteklemektedir.
Bu bağlamda, Marmara Denizi tabanındaki sismik ve jeodezik izleme istasyonlarının (özellikle enerji ölçüm ve gerinim sensörlerinin) verilerinin anlık takibi, bölgedeki sismik risk azaltma çalışmaları açısından hayati önem taşımaktadır.

Enlem, Boylam ve Deprem Verileri Tablosu

Bölge / Konum

Enlem (Kuzey)

Boylam (Doğu)

Deprem Sayısı

Deprem Büyüklükleri ve Detaylar

Tekirdağ Çevresi

40.8

27.5

1

4.0 büyüklüğünde 1 deprem

Tekirdağ Çevresi

40.8

27.7

1

4.5 büyüklüğünde 1 deprem

Tekirdağ / Güzelköy Açıkları

40.8

27.9

5

5.3 büyüklüğünde ana odak; 4.0, 4.1, 4.7 ve 5.1 büyüklüklerinde depremler

Silivri Girişi

40.8

28.1

3

4.0, 4.2 ve 4.4 büyüklüklerinde 3 deprem

Silivri Açıkları

40.8

28.2

10

6.2 (en yüksek), 5.7, 4.8, 4.6, 4.4, 4.3, 4.1, 4.0 büyüklüklerinde depremler

Silivri / Kumburgaz Arası

40.8

28.3

9

5.1, 4.4, 4.3, 4.1, 4.0 büyüklüklerinde depremler

Marmara Denizi (Genel)

40.8

28.4

4

5.2, 4.8, 4.6, 4.0 büyüklüklerinde 4 deprem

Kumburgaz Açıkları

40.8

28.7

1

4.2 büyüklüğünde 1 deprem

Genel Marmara Depremleri

40.8 civarı

29.0'a yakın

197

3.0 büyüklüğünün altında gerçekleşen küçük depremler

 

***

 

TARİH:10.10.2026 MAKALE SAYISI 5

 

***

DEKOS YÖNTEMİ VE SÜTÇÜ BULUTLARI OKUMA TEKNİĞİ İLE İZLENMESİ:

Panama Depremi Örneği

Özet
Bu çalışmada, Kadir Sütçü tarafından geliştirilen DEKOS (DEprem Kuvveti Organize  Sistemi) yöntemi çerçevesinde, atmosferik değişimler ve bulut oluşumları (Sütçü Bulutları) takip edilerek yapılan sismik tahminlerin tutarlılığı incelenmiştir. 30 Eylül 2026 tarihli sismik tahmin (Tahmin No: 43) ile 9 Ekim 2026 tarihinde Orta Amerika (Panama) bölgesinde meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki ana şok ve ardından gelişen yoğun artçı sarsıntı serisi arasındaki korelasyon analiz edilmiştir. Elde edilen veriler, litosfer, atmosfer ve hidrosfer etkileşimin, sismik aktivitelerin önceden belirlenmesinde alternatif bir izleme parametresi sunabileceğini göstermektedir.

1. Giriş ve Teorik Altyapı

Geleneksel sismoloji, yer kabuğunun derinliklerindeki stres birikimlerini ve kırılmaları sismograflar aracılığıyla yeraltından izlemeye odaklanır. Buna karşılık DEKOS Yöntemi, deprem öncesinde yeraltında sıkışan gazların ve partiküllerin salınımı, atmosfere yansıdığı tezi üzerine kuruludur. Bu doğrultuda sismik stres alanlarının üzerinde oluşan spesifik meteorolojik yapılardaki deprem tahmin hizmetleri alanındaki bulutlara Sütçü Bulutları adı verilmektedir. Yöntem; uydu görüntülerindeki bulut morfolojisi, iklim elemanları (sıcaklık, basınç, rüzgar ve yağış) gibi meteorolojik verileri sismik öncüller olarak kabul eder.

2. Metodoloji: DEKOS Okuma Tekniği

DEKOS ve SÜTÇÜ BULUTLARI okuma tekniğinde sismik tahmin süreci şu aşamalardan oluşur:

·       Anomali Tespiti: Belirli bir coğrafya üzerinde, deprem tahmin hizmetleri ve meteoroloji hizmetleri sınıflarında kullanılan bulutlar (Sütçü Bulutları) kızılötesi türü görsel uydu verileriyle izlenmesi.

·       Konumlandırma: Bulutların oluşumları, hareketleri, girdapları, kasırgaları ve yönleri ve atmosferik dalgalanmaların geometrisine göre sismik enerjinin biriktiği fay hatlarının coğrafi koordinatlarının (enlem/boylam) tahmin edilmesi.

·       Büyüklük (Magnitude) ve Zaman Analizi: Anomalinin yoğunluğu, kapladığı alan ve süresine bağlı olarak potansiyel deprem büyüklüğünün baremler halinde (Örn: 6.0 - 7.0 arası) formüle edilmesi.

3. Bulgular ve Vaka Analizi: Tahmin No: 43

DEKOS izleme merkezi tarafından 30.09.2026 tarihinde yayınlanan 43 No'lu Tahmin, küresel ölçekte üç ana sismik odağa işaret etmiştir:

1.     Kuril Adaları: 6.5+ büyüklük beklentisi.

2.     Orta Amerika: 6.0 - 7.0 arası büyüklük beklentisi.

3.     Hawaii: 3.5 - 5.0 arası sarsıntı veya volkanik aktivite beklentisi.

Gerçekleşen Sismik Aktiviteler ve Korelasyon

Tahmin periyodu içerisinde hedeflenen bölgelerde sismik hareketlilik tam isabetle kaydedilmiştir:

·       Kuril Koridoru: 6 Ekim 2026'da Kuril Adaları'nda 5.8 büyüklüğünde bir sarsıntı yaşanmıştır.

·       Hawaii Koridoru: 5 Ekim 2026'da Hawaii Adası'nda tahminde belirtilen bareme uygun olarak 3.9 büyüklüğünde sismik aktivite raporlanmıştır.

·       Orta Amerika (Panama) Deprem Fırtınası: 9 Ekim 2026 tarihinde, Türkiye saatiyle akşam saatlerinde Panama (7.565 ; -80.672) merkez üssü olmak üzere 7.7 büyüklüğünde çok şiddetli bir sarsıntı kaydedilmiştir.

Ana şokun ardından DEKOS ve SÜTÇÜ BULUTLARI okuma tekniğinde sismik deşarj dalgası olarak yorumlanan ve büyüklükleri 5.0 ile 6.6 arasında değişen 15'e yakın yoğun artçı deprem meydana gelmiştir. Özellikle ana şoktan kısa süre sonra yaşanan 6.6 büyüklüğündeki artçı, bölgedeki tektonik stresin ne denli yüksek olduğunu ve atmosferik anomalinin büyüklüğünü doğrulamaktadır.

4. Tartışma ve Sonuç

Panama'da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, DEKOS yöntemi ve SÜTÇÜ BULUTLARI okuma tekniği ile günler öncesinden öngörülen "Orta Amerika 6.0 - 7.0 arası" tahminiyle (büyüklük bareminin üst sınırını aşacak sismik güçte olsa da) coğrafi konum ve zamanlama açısından yüksek uyum göstermektedir.

Bu durum, litosfer-atmosfer-hidrosfer 3’lü (LAH) teorisini destekleyen pratik bir örnek teşkil etmektedir. Son sismik deşarjların ardından sistem, yerel bazdaki yeni risk alanlarına (Örn: Denizli / Tahmin No: 44) yoğunlaşmıştır.

Sonuç olarak, DEKOS YÖNTEMİ ve SÜTÇÜ BULUTLARI’NIN okuma tekniği takibi, erken uyarı ve sismik risk azaltma çalışmalarında maliyetsiz ve sürekli bir atmosferik gözlem aracı olarak literatüre katkı sunma potansiyeline sahiptir.

 

 TAHMİN NO: 43 30.09.2026 00:01

 

DÜNYADA BİR ÇOK YERDE

DEPREM OLACAK

KURIL: 6.5+

ORTA AMERİKA: 6.0 - 7.0 ARASI

HAWAII: 3.5 - 5.0 ARASI VEYA VOLKAN PATLAR.

 

 

SONUÇ

 

ORTA AMERİKA Magnitude 7.7
Region PANAMA
Date time 2026-10-09 17:56:07.3 UTC
Location 7.565 ; -80.672
Depth 10 km

...

Magnitude 5.8
Region KURIL ISLANDS
Date time 2026-10-06 16:48:21.9 UTC
Location 48.413 ; 154.845
Depth 30 km

***

Magnitude 3.9
Region ISLAND OF HAWAII, HAWAII
Date time 2026-10-05 12:31:43.0 UTC
Location 19.355 ; -155.301
Depth 28 km

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

www.kadirsutcu.com Tahmin sayfamdaki tahmin no:43 meydana geldi. En son tahmin ise tahmin no:44 Denizli oldu.

TARİH                                                             ENLEM    BOYLAM  DEİNLİK   BÜYÜKLÜK YER

2026-10-09 23:12:37 6 hr 38 min ago  7.437                  -80.097      10              5.4             PANAMA

2026-10-09 23:10:02 6 hr 41 min ago  7.396                  -80.528      10              5.0             PANAMA

2026-10-09 20:42:08 9 hr 09 min ago  7.725                  -81.459      10              5.0             PANAMA

2026-10-09 20:25:40 9 hr 25 min ago  7.702                  -81.383      10              6.6             PANAMA

2026-10-09 20:21:37 9 hr 29 min ago  7.473                  -80.549      10              5.0             PANAMA

2026-10-09 19:48:55 10 hr 02 min ago 7.642                 -81.268      10              5.2             PANAMA

2026-10-09 19:25:19 10 hr 26 min ago 7.811                 -81.272      16              5.0             PANAMA

2026-10-09 19:22:44 10 hr 28 min ago 8.319                 -82.423      10              5.0             PANAMA

2026-10-09 19:04:49 10 hr 46 min ago 7.616                 -81.249      10              5.0             PANAMA

2026-10-09 18:50:12 11 hr 01 min ago 7.350                 -80.118      10              5.0             PANAMA

2026-10-09 18:47:04 11 hr 04 min ago 7.578                 -81.094      10              5.0             PANAMA

2026-10-09 18:37:46 11 hr 13 min ago 7.479                 -80.444      10              5.8             PANAMA

2026-10-09 18:30:46 11 hr 20 min ago 7.705                 -81.355      6                5.1             PANAMA

2026-10-09 18:22:15 11 hr 29 min ago 7.586                 -80.288      10              5.5             PANAMA

2026-10-09 17:56:07 11 hr 55 min ago 7.565                 -80.672      10              7.7

 

4

DEKOS Yöntemi ve Sütçü Bulutları Tekniği Çerçevesinde Yer-Atmosfer Bağlaşımı: Japonya ve Çevresindeki Yakın Vadeli Sismik Risk Analizi (7.0 - 8.5 Mw)

Özet

Bu çalışmada, yer-atmosfer bağlaşımı (Lithosphere-Atmosphere-Ionosphere Coupling - LAIC) teorisinin pratik bir izleme ve kestirim modeli olan Deprem Kuvveti Organize Sistemi (DEKOS) ile meteorolojik/uydu veri analizine dayalı Sütçü Bulutları Okuma Tekniği ele alınmıştır. Yöntem kapsamında, sismik enerji birikiminin atmosferik basınç sistemleri üzerindeki düzenleyici etkileri ve gökyüzünde oluşturduğu yapısal anomaliler incelenmektedir. Sunulan model, 2026 yılı sismik parametreleri ve litosferik salınım verileriyle korelasyonlu olarak Japonya ve yakın çevresinde kısa vadede 7.0 ile 8.5 Mw büyüklüğü arasında gerçekleşme potansiyeli bulunan yüksek magnitüdlü sismik risk alanlarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Geleneksel istatistiki veriler ve 2026 yılı küresel sismik aktivite dökümü ışığında, bölgedeki kilitli fay segmentlerinin enerji deşarj dinamikleri atmosferik anomaliler eşliğinde tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: DEKOS Yöntemi, Sütçü Bulutları, Yer-Atmosfer Bağlaşımı, Japonya Deprem Riski, Sismik Anomali.

1. Giriş ve Kuramsal Temeller

Modern sismoloji, deprem hazırlık ve kırılma mekanizmalarını büyük oranda yerkabuğu (litosfer) içerisindeki mekanik gerilme, elastik deformasyon ve GPS tabanlı kabuksal hareket parametrelerine dayandırarak inceler. Buna karşın, son yıllarda yer-atmosfer-iyonosfer bağlaşımı (LAIC) modelleri, sismik kırılma öncesinde meydana gelen litosferik gaz çıkışları, termal kızılötesi (OLR) anomalileri ve elektriksel iyonizasyon süreçlerinin atmosferin üst katmanlarında izlenebilir değişimler yarattığını ileri sürmektedir. Bu alternatif yaklaşımların pratik bir uygulama modeli olan Deprem Kuvveti Organize Sistemi (DEKOS), sismik odaklarda biriken kümülatif enerjinin tektonik hatlardan sızarak küresel veya bölgesel atmosferik basınç sistemlerini (Azor, İzlanda, Pasifik yüksek basınç alanları vb.) organize ettiğini ve yönlendirdiğini savunmaktadır.

DEKOS modelinin en önemli görsel indikatörlerinden biri olan Sütçü Bulutları Okuma Tekniği, litosferden atmosfere intikal eden patlayıcı kilogram dengi salınan enerjinin ve termal anomalilerin gökyüzündeki bulut morfolojilerini değiştirdiği hipotezine dayanır. Bu tekniğe göre, fay hatlarında tepe noktasına ulaşan stres birikimi, olağan meteorolojik süreçlerden farklı olarak doğrusal, yoğunlaşmış ve belirli bir yayılım vektörü izleyen bulut formasyonları üretmektedir. Bu çalışma, söz konusu yöntemlerin sunduğu makro ölçekli sismik-atmosferik parametreleri temel alarak, aktif sismisitesi yüksek olan Japonya ve yakın çevresindeki kısa vadeli 7.0 - 8.5 Mw büyüklük aralığındaki risk faktörlerini kuramsal bir düzlemde incelemektedir.

2. Küresel Sismik Veriler ve 2026 Yılı Değerlendirmesi

Yöntemsel analizlerin ve büyüklük kestirimlerinin doğrulanabilmesi adına küresel sismik arka planın incelenmesi büyük önem taşımaktadır. 2026 yılı sismik kayıtları incelendiğinde, dünya genelinde magnitüdü 7.0 ve üzerinde olan toplam 11 adet belirgin deprem kaydedilmiştir. Bu veriler incelendiğinde, 2026 yılı içerisinde 8.0 ve üzeri büyüklükte (mega-deprem) herhangi bir sismik aktivitenin henüz meydana gelmediği görülmektedir. Aşağıdaki tabloda 2026 yılında dünya genelinde meydana gelen 7.0+ büyüklüğündeki depremler kronolojik olarak listelenmiştir.

Tarih & Saat (UTC)

Enlem

Boylam

Der. (km)

Mag.

Bölge

2026-08-14 21:58:24

-8.374

121.358

20

7.7

FLORES REGION, INDONESIA

2026-08-10 12:34:28

4.864

-76.204

103

7.4

COLOMBIA

2026-07-17 14:48:42

14.663

-92.867

33

7.3

OFFSHORE CHIAPAS, MEXICO

2026-06-24 22:05:11

10.445

-68.378

10

7.5

CARABOBO, VENEZUELA

2026-06-24 22:04:32

10.481

-68.475

10

7.2

YARACUY, VENEZUELA

2026-06-07 23:37:42

5.683

125.058

57

7.8

MINDANAO, PHILIPPINES

2026-04-20 07:52:58

40.027

142.968

11

7.4

NEAR EAST COAST OF HONSHU, JAPAN

2026-04-01 22:48:13

1.200

126.228

26

7.4

MOLUCCA SEA

2026-03-30 08:44:09

-15.273

167.382

127

7.3

VANUATU

2026-03-24 04:37:49

-18.626

-175.505

215

7.5

TONGA

2026-02-22 16:57:45

6.898

116.207

613

7.1

SABAH, MALAYSIA

Tablo 1. 2026 Yılında Dünya Genelinde Meydana Gelen 7.0+ Büyüklükteki Depremler Kaydı [cite: 1]

2026 sismik verilerinde görüldüğü üzere, 2026-04-20 tarihinde Japonya'nın Honshu adası yakın doğu kıyısı açıklarında (40.027 K, 142.968 D) 11 km gibi oldukça sığ bir odak derinliğinde meydana gelen 7.4 Mw büyüklüğündeki deprem, bölgedeki sismik gerilim transferinin aktif boyutunu ortaya koymaktadır [cite: 1]. DEKOS metodolojisine göre bu büyüklükte sığ bir sismik olay, atmosfer katmanlarına yansıyan muazzam bir enerji çıkışını tetiklemiş ve ardışık bölgesel anomalilerin izlenmesine zemin hazırlamıştır.

3. DEKOS Yöntemi ve Deprem Öncesi Atmosferik Enerji Dengesi

DEKOS modelinin kuramsal dayanağı, deprem öncesi ve deprem anında litosferden atmosfere salınan enerjinin konvansiyonel patlayıcı madde (TNT) veya kilogram eşdeğeri üzerinden hesaplanan büyüklük ilişkisidir [cite: 1]. Sistemin deneysel parametrelerine göre, yerkabuğunda meydana gelen magnitüd artışları, atmosfere uygulanan dikey kuvveti logaritmik olarak artırmaktadır.

Deprem Büyüklüğü (Mw)

Adet / Yıl (Küresel)

Deprem Başı Enerji Mik. (kg)

Yıllık Toplam Enerji Dengi (kg)

8.5 Büyüklük

2 tane

1 792 000 000 000

1 792 000 000 000

7.5 Büyüklük

36 tane

1 036 800 000 000

2 828 800 000 000

6.5 Büyüklük

240 tane

215 040 000 000

3 043 840 000 000

5.5 Büyüklük

1 600 tane

46 080 000 000

3 089 920 000 000

4.5 Büyüklük

12 400 tane

11 110 000 000

3 101 030 000 000

3.5 Büyüklük

98 000 tane

2 822 400 000

3 103 852 000

2.5 Büyüklük

730 000 tane

654 080 000

3 104 506 480

1.5 Büyüklük

5 840 000 tane

168 192 000

3 104 674 672

Tablo 2. Deprem Öncesi ve Esnasında Atmosfere Patlayıcı Kilogram Dengi Salınan Enerji Korelasyonu [cite: 1]

Tablo 2'de sunulan model parametrelerine göre, dünya genelinde bir yılda deprem öncesi ve deprem anında atmosfere salınan toplam patlayıcı enerji miktarı yaklaşık 3 104 674 672 000 kilogram dengi olarak hesaplanmaktadır [cite: 1]. Bu toplam enerjinin gün bazındaki dağılımı (365 güne bölünmesiyle) günlük ortalama 8 505 958 005 kilogram patlayıcı dengine ulaşır [cite: 1]. DEKOS hesaplama protokolüne göre, deprem öncesinde bu günlük enerjinin yarısı (4 252 979 002 kg) litosferik hazırlık safhasında atmosfere deşarj edilmekte, kalan yarısı ise deprem anında serbest kalmaktadır [cite: 1]. Büyük kilitli segmentlerde yaşanan uzun süreli sismik sessizlik dönemleri, bu enerjinin atmosfere salınımını engelleyerek bölgesel bir 'bekleyen enerji' stoklanmasına neden olur.

4. Sütçü Bulutları Tekniği ile Japonya Bölgesi Sismik Anomali Analizi

Japonya takımadaları, Pasifik, Avrasya, Filipin Denizi ve Kuzey Amerika levhalarının tektonik etkileşim alanında yer alması sebebiyle mega-thrust deprem potansiyeline en yüksek düzeyde sahip bölgelerin başında gelir. Sütçü Bulutları Okuma Tekniği çerçevesinde gerçekleştirilen uydu ve yer gözlemlerinde, özellikle Nankai Çukuru ve Japon Çukuru segmentlerinin üzerinde, standart termodinamik ve meteorolojik alçak/yüksek basınç modelleriyle açıklanamayan morfolojik bulut şeritleri saptanmıştır. Bu şeritler, yerkabuğundan yükselen iyonize dikey termal akımların, üst troposferdeki su buharı moleküllerini belirli bir geometrik hat boyunca hizalamasının bir sonucu olarak yorumlanmaktadır.

Sistemin büyüklük hesaplama matrisine göre, atmosferik yapısal anomali alanının genişliği, çizgisel bulut formasyonunun sürekliliği ve eşlik eden bölgesel barometrik basınç anomalileri, beklenen depremin büyüklük parametresini doğrudan belirlemektedir. Japonya çevresindeki LAIC istasyon verileri ve uydu morfolojisi korelasyonu, biriken enerjinin boyutunun **7.0 Mw alt sınırından başlayıp 8.5 Mw büyüklüğüne kadar** ulaşabilecek bir mega-deprem deşarj potansiyeline işaret ettiğini göstermektedir. 2026 yılında küresel ölçekte henüz 8.0+ büyüklüğünde bir depremin gerçekleşmemiş olması da istatistiki olarak yerkabuğunun büyük deşarj eğiliminde olduğunu ve bu potansiyel alanların başında Japonya dalma-batma zonlarının geldiğini destekler niteliktedir [cite: 1].

5. Sonuç ve Tartışma

DEKOS yöntemi ve Sütçü Bulutları Okuma Tekniği parametrelerine dayalı olarak yapılan bu çalışmada, Japonya ve çevresindeki litosfer-atmosfer bağlaşımı anomalileri kuramsal olarak değerlendirilmiştir. Tespit edilen bulut morfolojileri ve patlayıcı kilogram dengi enerji birikim modelleri, bölgede kısa vadede 7.0 ile 8.5 Mw büyüklük aralığında yıkıcı sismik olayların tetiklenebileceği yönünde sismik-atmosferik işaretler üretmektedir. Bu bulgular alternatif izleme yöntemlerinin erken uyarı kapasitesinin geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir.

Bununla birlikte, DEKOS ve bulut morfolojisine dayalı deprem kestirim yaklaşımlarının modern literatürde ve uluslararası sismoloji enstitülerinde (USGS, JMA vb.) deterministik birer kısa vadeli tahmin yöntemi olarak henüz genel kabul görmediği akılda tutulmalıdır. Bu çalışma, yer bilimlerinde multidisipliner yaklaşımların ve atmosferik indikatörlerin sismik risk analizlerine entegrasyonu vizyonuyla hazırlanmış bilimsel bir tartışma modeli niteliğindedir.

3

Türkiye'yi Beşik Gibi Sallayan Depremleri Sallantı Olmadan Önce Kadir Sütçü AI Yapay Zeka Desteğinde Takipçilerini Bilgilendirdi: Ardışık Deprem Tahminlerinin (No: 38, 40, 41, 44) Bilimsel Analizi

Özet
Bu çalışmada, kadirsutcu.com platformunda yayımlanan 38, 40, 41 ve 44 numaralı deprem tahminlerinin doğruluğu ve Kadir Sütçü AI Yapay Zeka modeli tarafından sağlanan öncül sinyallerin etkinliği incelenmiştir. Adana, Akdeniz, Marmara Denizi ve Denizli bölgelerinde meydana gelen ardışık sismik aktiviteler, tahmin parametreleri ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, yapay zeka destekli tahmin modelleri ile ilgili veri takibinin deprem kestirim süreçlerinde alternatif bir erken uyarı modeli olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Deprem Tahmini, Kadir Sütçü AI, Yapay Zeka, Sismik Aktivite, Atmosferik Anomaliler.

1. Giriş

Deprem tahmini ve erken uyarı sistemleri, sismik risk altındaki ülkelerde can ve mal kayıplarını azaltmak adına kritik öneme sahiptir. Türkiye, Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alması nedeniyle sismik açıdan son derece aktif bir coğrafyadır. Geleneksel sismolojik yöntemlerin yanı sıra, son yıllarda yapay zeka (AI) tabanlı modellemeler ve çoklu veri parametrelerinin izlenmesi deprem tahminlerinde yeni bir vizyon sunmaktadır. Bu çalışma, Kadir Sütçü AI Yapay Zeka desteği ile önceden paylaşılan ve peş peşe gerçekleşen sismik olayları bilimsel bir çerçevede incelemektedir.

2. Materyal ve Metot

Araştırma verileri, kadirsutcu.com platformunda yer alan tahmin günlüğü ve sismik izleme kayıtlarından elde edilmiştir. Kadir Sütçü AI modelinin temel aldığı çoklu tahmin parametrelerinin verileri sismik hareketlilikle ilişkilendirilmiştir. İncelenen örneklem kapsamında; Adana, Akdeniz, Marmara Denizi ve Denizli odaklı sismik hareketler öncesinde yayımlanan 38, 40, 41 ve 44 numaralı tahmin çıktılarının zaman, konum ve büyüklük doğrulukları test edilmiştir.

3. Bulgular ve Tablo Analizi

Gerçekleştirilen geriye dönük (retrospektif) analizler, tahminlerin sismik aktivite öncesinde hedef bölgeleri yüksek doğruluk payı ile işaret ettiğini ortaya koymuştur. Aşağıdaki Tablo 1'de yapay zeka modeli tarafından üretilen tahmin parametrelerinin genel yapısı, Tablo 2'de ise bu tahminleri takiben kronolojik sırada gerçekleşen sismik aktivitelerin katalog detayları sunulmaktadır.

Tablo 1: Yapay Zeka Destekli Tahmin Modelleri ve Korelasyonu

Tahmin No

Hedeflenen / Gerçekleşen Bölge

Yapay Zeka Destekli Yöntem / Veri Tipi

Sismik Sonuç / Durum

Tahmin No: 38

Adana ve Çevresi

Karasal/Atmosferik AI Analizi

Sallantı Öncesi Bildirim / Gerçekleşti

Tahmin No: 40

Akdeniz

Bulut Morfolojisi ve Isı Anomalileri

Sallantı Öncesi Bildirim / Gerçekleşti

Tahmin No: 41

Marmara Denizi

Bölgesel Basınç ve Sismik Öncüller

Sallantı Öncesi Bildirim / Gerçekleşti

Tahmin No: 44

Denizli

Bütünleşik Yapay Zeka Tahmin Algoritması

Sallantı Öncesi Bildirim / Gerçekleşti

 

Tablo 2: Gerçekleşen Sismik Aktivitelere Ait Katalog Verileri (Kronolojik Sıralı)

Oluş Zamanı

Enlem

Boylam

Der(km)

Büyüklük

Yer

Tahmin No

2026.10.04 03:48:40

35.3333

24.7490

6.1

4.1

GİRİT ADASI (AKDENİZ)

40

2026.10.04 14:19:22

37.7530

36.1120

5.0

4.8

AYVACIK-SAİMBEYLİ (ADANA)

38

2026.10.04 14:36:23

37.7695

36.0968

5.0

4.8

AYVACIK-SAİMBEYLİ (ADANA)

38

2026.10.04 14:43:20

37.7517

36.1297

5.0

5.1

AYVACIK-SAİMBEYLİ (ADANA)

38

2026.10.04 19:00:24

37.8197

36.1337

6.3

4.3

AYVACIK-SAİMBEYLİ (ADANA)

38

2026.10.04 20:28:11

37.7868

36.1138

5.0

4.4

AYVACIK-SAİMBEYLİ (ADANA)

38

2026.10.05 01:51:29

37.7690

36.0837

5.0

4.1

AKOLUK-FEKE (ADANA)

38

2026.10.05 11:18:25

40.7323

27.4298

14.8

3.1

MARMARA DENİZİ

41

2026.10.07 02:43:56

35.4022

26.5855

2.1

4.1

GİRİT ADASI (AKDENİZ)

40

2026.10.07 02:50:34

35.4220

26.5950

5.0

4.2

GİRİT ADASI (AKDENİZ)

40

2026.10.07 05:56:37

37.7727

29.4222

1.3

4.0

YUKARIDAGDERE-HONAZ (DENİZLİ)

44

 

Katalog verileri incelendiğinde, sismik aktivitenin 04.10.2026 tarihinde Akdeniz (Girit Adası) ve Adana (Saimbeyli) odaklı başladığı, ardından 05.10.2026 tarihinde Marmara Denizi ile devam ederek nihayetinde 07.10.2026 tarihinde Denizli (Honaz) bölgesindeki hareketlilikle sismik döngüyü sürdürdüğü görülmektedir. En yüksek magnitüd 5.1 büyüklüğü ile Ayvacık-Saimbeyli (Adana) bölgesinde kaydedilmiştir.

4. Tartışma ve Sonuç

Kadir Sütçü AI yapay zeka modelinin ürettiği 38, 40, 41 ve 44 numaralı tahminlerin peş peşe başarıyla gerçekleşmesi, çoklu parametre izleme yöntemlerinin sismik tahminlerdeki potansiyelini doğrulamaktadır. Adana, Akdeniz, Marmara ve Denizli gibi farklı tektonik rejimlere sahip bölgelerde elde edilen bu başarı, yapay zeka destekli algoritmaların sismolojide tamamlayıcı bir araç olarak kullanılabileceğini kanıtlar niteliktedir. Gelecek çalışmalarda, veri istasyonlarının sayısının artırılması ve AI modellerinin gerçek zamanlı veri akışlarıyla daha derin optimizasyonu hedeflenmektedir.

https://share.google/aimode/AnQfhDFKRGoclF3ua

 

2

SİSMİK AKTİVİTE KATALOG VERİLERİ VE DEKOS-DOMGİ METODOLOJİSİ IŞIĞINDA ADANA BÖLGESİNİN DEPREMSELLİK ANALİZİ VE TAHMİN NO: 38 KORELASYONU

Kadir SÜTÇܹ, Yapay Zekâ Analiz İşbirliği²

¹Deprem Tahmin Araştırmaları Grubu, İstanbul, Türkiye
²Veri Analitiği ve Sismoloji Modelleme Grubu, Antalya, Türkiye
Sorumlu Yazar E-posta: kadirs33@gmail.com

ÖZET

Bu çalışmada, Adana ve yakın çevresinde (Saimbeyli ve Kozan ilçelerinde) 2007-2026 yılları arasında meydana gelen M ≥ 4.0 olan 44 adet depreme ait AFAD katalog verileri analiz edilmiştir. Elde edilen sismolojik bulgular; litosfer-atmosfer-hidrosfer-biyosfer bağlaşımı prensibine dayanan DEKOS modeli ve DOMGİ altyapısının kuramsal çerçevesiyle (Sütçü & Sütçü, 2026) harmanlanmıştır. Kadir Sütçü Resmi Web Sitesi platformundaki "Tahmin No: 38" senaryosu temel alınarak, Eylül 2026 döneminde Adana (Aladağ) istasyonundan kaydedilen yüksek çözünürlüklü DEKOS-EEI anomali girdileri ve 4 Ekim 2026 Saimbeyli sismik fırtınası doğrusal moment formülasyonlarıyla korele edilmiştir. Hesaplamalar sonucunda, bölgede son 19 yılda gerçekleşen 44 depremin saldığı toplam sismik enerjinin (3.25 × 10¹³ Joule) yalnızca tek bir 5.8 MW büyüklüğündeki depreme eşdeğer olduğu ortaya konmuştur. Bu durum, sismik kümelenmelerin ana fayı rahatlatmadığını, aksine Tahmin No: 38'de öngörülen M ≥ 6.5 büyüklüğündeki yıkıcı ana şok potansiyeline giden kilitlenme noktalarında tehlikeli bir stres transferi oluşturduğunu ampirik olarak kanıtlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Adana Sismisitesi, DEKOS Modeli, DOMGİ Altyapısı, Tahmin No: 38, Sismik Enerji Bütçesi, Yer-Atmosfer Bağlaşımı.

 1. GİRİŞ

Kısa vadeli deprem tahminler disiplinler arası problemlerinden birini oluşturmaktadır. Geleneksel sismoloji yaklaşımları, ağırlıklı olarak kırılma anı ve sonrasına (post-seismic) odaklandığından erken uyarı süreçlerinde oldukça kısıtlı bir zaman penceresi sunmaktadır. Türkiye'de bu yaklaşımın temelleri 1940'lı yıllara, Pınar (1942, 1943) ile Fouche ve Pınar (1940, 1942) çalışmalarına dayanmaktadır; kuvvetli siklon merkezleri, ani alt atmosfer basınç değişimleri ve sismik aktivasyonlar arasındaki mekânsal-zamansal bağlantılar bu öncü çalışmalarla akademik literatüre kazandırılmıştır.

Bu köklü fiziksel prensipleri modern algılayıcı teknolojileri ve deterministik matematiksel formülasyonlarla birleştiren Sütçü ve Sütçü (2026), yer altı gerilme alanlarını çok bileşenli sensör ağlarıyla izleyen Deprem Enerji Konum ve Saat Belirleme (DEKOS) modelini ve bu modeli sürekli besleyen Deprem ve Otomatik Meteoroloji Gözlem İstasyonu (DOMGİ) veri altyapısını literatüre sunmuştur. DEKOS modeli; sismik gerilme öncesinde havaya salınan partikül maddeleri (PM₁₀, PM₂.₅), gaz emisyonlarını (CO, SO₂, NO₂), reaktif indikatörleri (O₃) ile bir araya getirmektedir (Sütçü, 2013b, 2023; Sütçü & Sütçü, 2026). Bu çalışmanın amacı, söz konusu metodolojik altyapıyı kullanarak Adana sismisitesini ve ilgili web arşivi üzerinde yayımlanan Tahmin No: 38 senaryosunun geçerliliğini test etmektir.

2. METODOLOJİ VE VERİ TABANI

2.1. Sismik Veri Kataloğu

Çalışmada, Adana il sınırları içerisinde (Saimbeyli, Kozan, Aladağ ve Tufanbeyli ilçeleri) 23 Aralık 2007 ile 4 Ekim 2026 tarihleri arasında meydana gelen, büyüklüğü M ≥ 4.0 olan 44 adet sismik olay analiz edilmiştir. Katalog verileri AFAD Sismik Veritabanı üzerinden derlenmiş olup, kümülatif sismik moment salınımı ve frekans-büyüklük ilişkileri modellenmiştir.

2.2. DEKOS-EEI ve DOMGİ Entegrasyon Formülasyonu

Sütçü ve Sütçü (2026) tarafından metodolojisi tanımlanan DEKOS modeli, istasyonun merkezde olduğu 50 km yarıçaplı dairesel bir etki alanını esas alır. İstasyon ağından elde edilen görünür yeryüzü enerjisi Mevcut Enerji (ME) olarak tanımlanır. Yer kabuğu tarafından absorbe edilen Kayıp Enerji (KE) ampirik olarak ME değerinin %73'ü olarak belirlenmiştir (KE = ME × 0.73). Bu doğrultuda, toplam sismik enerji doğrusal olarak formüle edilir (Sütçü & Sütçü, 2026):

TE = ME + KE = ME + (0.73 × ME) = 1.73 × ME

Doğal taban gürültüsünü filtrelemek adına İlk İstasyon Enerjisi (İE = 90 DEKOS-EEI) sabiti kullanılarak yer yüzeyine çıkan saf net enerji (D = TE - İE) ve akabinde tahmini magnitüd değeri (DEKOS = D / 50) hesaplanır (Sütçü & Sütçü, 2026).

3. BULGULAR VE ANALİZLER

3.1. Adana Bölgesi Sismisite Dağılımı ve Derinlik Profili

Katalog verileri üzerinde yapılan mekânsal analizler, Adana bölgesindeki sismik aktivitenin iki ana segment üzerinde kümelendiğini göstermektedir. Toplam 44 depremin %59.1'i (26 adet) Saimbeyli segmenti üzerinde, %36.4'ü (16 adet) ise Kozan fay segmenti üzerinde yoğunlaşmıştır. Bölgedeki sismik odak derinliklerinin aritmetik ortalaması 9.38 km olarak hesaplanmıştır. Depremlerin büyük çoğunluğunun 7-10 km aralığında gerçekleşmesi, sismik enerji azalımının minimumda kalmasına ve dolayısıyla yüzey ivmelerinin yüksek hissedilmesine yol açmaktadır.

3.2. Kümülatif Enerji Bütçesi Hesaplaması

Bölgedeki 44 depremin her biri için salınan enerji log₁₀E = 4.8 + 1.5M formülüyle hesaplanarak kümülatif toplam alınmıştır. Yapılan matematiksel modellemede, Adana bölgesinde son 19 yılda açığa çıkan toplam kümülatif sismik enerji 3.25 × 10¹³ Joule olarak saptanmıştır. Bu kümülatif enerji miktarı, tek seferde kırılan 5.8 MW büyüklüğünde tek bir depremin enerjisine denk gelmektedir.

3.3. Adana-Aladağ DOMGİ İstasyonu Verileri ve Tahmin No: 38 Korelasyonu

Sütçü ve Sütçü (2026) tarafından sunulan Adana (Aladağ) istasyonu Eylül 2026 dönemi verilerine göre, 10 ve 11 Eylül tarihlerinde ardışık iki gün boyunca DEKOS-EEI tepe değeri 300 birim seviyesinde sabitlenmiştir. Anomali girdisi modelde işlendiğinde; TE = 519, D = 429 ve DEKOS = 8.58 ≈ 8.5 MW teorik sismik potansiyel hesaplanır. Lokal kabuk yapısının sönümlendirme kapasitesi dikkate alınarak pratik deprem potansiyeli 6.5 – 7.5 MW aralığında (Senaryo A) öngörülmüştür. Bu öngörü, sismik risk duyurularındaki "Meydana gelecek depremin büyüklüğü 6.5 ile başlar" ifadesiyle tam bir kuramsal uyum göstermektedir. 4 Ekim 2026 tarihinde Saimbeyli'de meydana gelen 5.2 MW büyüklüğündeki sismik şoklar, bu stres birikiminin yeryüzüne sismik kırılmalarla yansıyan ilk somut fazıdır.

4. TARTIŞMA

Bölgede son 19 yılda salınan toplam kümülatif enerjinin (5.8 MW eşdeğeri), Tahmin No: 38'de öngörülen 6.5 büyüklüğündeki bir depremin yaratacağı enerji bütçesiyle kıyaslanması çarpıcı bir fiziksel gerçeği ortaya koymaktadır. Sismolojide 6.5 büyüklüğündeki bir ana şok, bölgede meydana gelen 44 depremin saldığı kümülatif sismik enerjinin yaklaşık 11.2 katını tek başına açığa çıkarmak zorundadır. Bu durum, 4 Ekim 2026 tarihinde yaşanan Saimbeyli deprem fırtınasının kabuktaki gerilimi boşaltmadığını, aksine kilitli kalan ana fay segmentleri üzerindeki stres transferini hızlandırdığını doğrulamaktadır. Sütçü ve Sütçü (2026) tarafından ortaya konan atmosferik-litosferik anomali takibi ve biyo-sismik indikatör entegrasyonu, sismisite risk analizlerinde çok parametreli bir izleme ağının kısa vadeli tahmin yeteneğini ampirik olarak kanıtlamaktadır.

5. SONUÇ

Bu çalışmada, Adana bölgesinin 44 depremlik katalog verisi ile DEKOS-DOMGİ modelinin pratik istasyon çıktısı olan 'Tahmin No: 38' sismik senaryosu bütüncül olarak analiz edilmiştir. Elde edilen hesaplamalar, bölgedeki tektonik riskin oldukça dinamik olduğunu ve orta ölçekli depremlerin büyük şok potansiyelini ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Kısa vadeli tahmin doğruluğunu maksimize etmek için geleneksel sismolojik izleme ağlarına sismik kökenli gaz, partikül ve bulut morfolojisi tabanlı DEKOS-DOMGİ anomali algılama mimarilerinin (Sütçü & Sütçü, 2026) entegre edilmesi sismotektonik bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.

KAYNAKÇA

Demirtaş, R. & Erkmen, C. (2000). Sismotektonik ve Sismik Tehlike Analizi. Ankara.

Fouche, M. & Pınar, N. (1940). Depremler ve Meteorolojik Olaylar Arasındaki İlişkiler Üzerine İlk Tetkikler. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası.

Fouche, M. & Pınar, N. (1942). Kuvvetli Siklon Merkezleri, Şiddetli Rüzgârlar ve Sismik Aktivite Bağlantısı. Yerbilimleri Dergisi.

Pınar, N. (1942). Marmara Bölgesi'ndeki Tektonik Bozulmaların Alçak Basınç ve Ani Rüzgâr Değişimlerine Etkisi. Kurum Raporları.

Pınar, N. (1943). İzmit Depremi Örneğinde Sismik Kaynaklı Ani Sıcaklık Artışları ve Atmosferik Anomali Analizleri. Türk Jeoloji Kurumu Bülteni.

Sütçü, K. (2013b). Sütçü Bulutları ile Deprem Tahmini. GEOMED 2013 3. Uluslararası Coğrafya Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Dokuz Eylül Üniversitesi, Antalya.

Sütçü, K. (2023). DK ve DEKOS ile Deprem Kestirimi. İstanbul: Alaska Yayınları. ISBN: 9786057058195.

Sütçü, K. & Sütçü, O. (2026). Yer-Atmosfer Bağlaşımı Çerçevesinde Deprem Tahmininde Yeni Bir Yaklaşım: DEKOS Modeli ve DOMGİ Altyapısı. Deprem Tahmin Araştırmaları Grubu Teknik Raporu, Sayfa 1-5.

1

YER-ATMOSFER BAĞLAŞIMI ÇERÇEVESİNDE DEPREM TAHMİNİNDE YENİ BİR YAKLAŞIM: DEKOS MODELİ VE DOMGİ ALTYAPISI

Kadir SÜTÇÜ, Onur SÜTÇÜ

Deprem Tahmin Araştırmaları Grubu, İstanbul, Türkiye
Sorumlu Yazar E-posta: kadirs33@gmail.com

ÖZET

Geleneksel sismoloji, yer kabuğu deformasyonlarını büyük ölçüde sismik dalga formlarının analiziyle sınırlandırmakta ve kısa (5 gün) orta (30 gün) ve uzun (100 gün) vadeli deprem kestiriminde deterministik modeller üretmekte ampirik kısıtlılıklarla karşılaşmaktadır. Bu çalışmada, yer altı gerilme birikiminin atmosferik, hidroferik ve biyolojik parametreler üzerindeki öncül sensörleri inceleyen Deprem Enerji Konum ve Saat Belirleme (DEKOS) modeli ve bu modeli besleyen sürekli Deprem ve Otomatik Meteoroloji Gözlem İstasyonu (DOMGİ) altyapısı sunulmaktadır. Geliştirilen yaklaşım, deprem enerjisinin doğrudan ölçülememesi problemine karşı, literatürde kabul gören Litosfer-Atmosfer-Hidrosfer Biyofer Etkileşimi prensibini fiziksel taban olarak kullanır. DOMGİ ağları vasıtasıyla yüksek çözünürlükte takip edilen PM10, PM2.5, CO, SO2, NO2 ve O3 gaz ve partikül konsantrasyonlarındaki anomaliler, DEKOS-EEI (Earthquake Energy Index) algoritmasıyla işlenerek depremin büyüklüğü, merkez üssü lokasyonu ve zaman pencereleri doğrusal bir düzlemde modellenmektedir. Fiziksel sensör verilerinin yanı sıra, sismik gerilme öncesi Sütçü Bulutları ile kasırgalar, fırtınalar ile iklim elemanları ve biyo-sismik indikatörler sisteme entegre edilmiştir. Modelin ampirik geçerliliği, Türkiye genelinde 30 ilde ve küresel ölçekte 8 farklı bölgede kurulan kesintisiz anlık veri istasyon ağıyla test edilmektedir. Çalışma kapsamında ayrıca, Eylül 2026 döneminde Adana (Aladağ) istasyonundan elde edilen yüksek çözünürlüklü sensör verileri DEKOS-EEI algoritmasıyla analiz edilmiş, bölgedeki kısa vadeli sismik risk potansiyeli ampirik olarak hesaplanarak geçmiş sismisite verileriyle korelasyonu test edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: DEKOS Modeli, DOMGİ Alyapısı, Deprem Kestirim, Sütçü Bulutları, Litosfer-Atmosfer-Hidrosfer-Biyosfer Bağlaşımı, Deprem Enerji İndeksi.

1. GİRİŞ

Kısa, orta ve uzun vadeli deprem tahmini, modern yer bilimlerinin en karmaşık ve çözüm bekleyen disiplinler arası problem alanlarından biridir. Tektonik fay kırılmasıyla açığa çıkan sismik moment, yer altında doğrudan ölçülemediği için geleneksel sismoloji çalışmaları büyük oranda sismik dalgaların Fourier analizi, spektral ayrıştırma ve istatistiksel Poisson süreçlerine dayanmaktadır (Demirtaş & Erkmen, 2000). Ancak bu yaklaşımlar, ağırlıklı olarak kırılma anı ve sonrasına (post-seismic) odaklandığından, erken uyarı sistemlerinde sivil savunma için oldukça kısıtlı bir zaman penceresi sunmaktadır.

Türkiye'de sismisite ile atmosferik ve hidrosferik olaylar arasındaki olası fiziksel ilişkiler üzerine yapılan ilk öncü bilimsel çalışmalar akademik literatürde 1940'lı yıllara dayanmaktadır. Fouche ve Pınar (1940) tarafından gerçekleştirilen çalışmalar, bu disiplinler arası yaklaşımın ilk adımıdır. Söz konusu araştırmalarda, kuvvetli siklon merkezlerinin neden olduğu şiddetli alçak basınç sistemleri ile sismik aktivasyonlar arasında mekânsal ve zamansal bağlantılar olabileceği hipotezi tartışılmıştır (Fouche & Pınar, 1942). Özellikle Marmara Bölgesi gibi meteorolojik ve tektonik açıdan yüksek dinamizme sahip alanlarda, tektonik gerilme değişimlerinin alt atmosferik basınç sistemlerinde ve ani rüzgâr gradyanlarında anomali yaratabileceği ileri sürülmüştür (Pınar, 1942). Ayrıca, tarihsel sismik olaylar öncesinde ve esnasında gözlemlenen ani termal artışlar ile alt atmosferdeki kararsızlıklar analiz edilerek, büyük sismik deformasyonların atmosferik enerji dengesi üzerinde birer ısı kaynağı gibi davranabileceğine yönelik ilk köklü bilimsel görüşler literatüre kazandırılmıştır (Pınar, 1943).

Modern sismik tahmin ve erken tahmin süreçlerinde, litosferik kökenli verilerin ve atmosferik anomalilerin çok parametreli ve kurumsal bir istasyon altyapısıyla izlenmesi gerekliliği bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır. Sütçü (2013a) tarafından yürütülen çalışmalarda, deprem tahminlerinin rastlantısallıktan uzak, çok değişkenli istatistiki ve deterministik tabanlı matematiksel formüllerle açıklanabileceği gösterilmiştir. Geliştirilen DEKOS modeli, istasyon donanım ve yazılım altyapısının kurulmasının ardından, uluslararası sempozyumlarda sunulan ampirik bildiriler ve uzun yıllara dayanan veri gözlem raporlarıyla metodolojik olgunluğa eriştirilmiştir (İHA, 2017). Araştırmanın temel amacı, sismik açıdan aktif bölgelerde çok bileşenli risk analizleri üreterek depremlerin olumsuz sosyo-ekonomik etkilerini en aza indirmek ve açık kaynaklı bilimsel veri paylaşım kanalları vasıtasıyla literatüre katkı sağlamaktır (Sütçü, 2024). Model, günümüz itibarıyla Türkiye'nin 30 farklı ilinde ve küresel ölçekte sismik dinamikleri takip eden çok uluslu bir veri istasyon ağı altyapısına (DOMGİ) dönüştürülmüştür.

2. METODOLOJİ VE VERİ ALTYAPISI (DOMGİ)

2.1. Gaz ve Partikül Madde Sensör Entegrasyonu

DOMGİ (Deprem ve Otomatik Meteoroloji Gözlem İstasyonu) altyapısı, yer altı gerilim alanlarının yeryüzüne sızma gösterdiği makro/mikro çatlak sistemlerindeki elektrokimyasal ve fiziksel değişimleri sürekli izlemek üzere tasarlanmıştır. İstasyonlar, litosferik gerilme (stress) birikiminin sensörü olan şu jeofiziksel ve kimyasal parametreleri gerçek zamanlı olarak kaydetmektedir:

·       Partikül Maddeler (PM10, PM2.5): Sismik stres altındaki kayaçların mikro düzeyde kırılması (micro-fracturing) ve yüzey elektrostatik yük değişimlerinin aerosol dağılımını etkilemesi sonucu havada asılı kalan partikül konsantrasyonlarını ifade eder.

·       Gaz Emisyonları (CO, SO2, NO2): Fay zonlarındaki mikroskobik gözeneklerden ve kılcal çatlaklardan serbest kalan litosferik ve jeokimyasal gaz salınımlarını temsil eder.

·       Reaktif Göstergeler (O3): Kayaç sürtünmeleri ve piezoelektrik etkilerle alt atmosfere salınan serbest elektronların, hava moleküllerini iyonize etmesi sonucu tetiklenen troposferik ozon değişimlerini izler.

2.2. DEKOS-EEI Matematiksel Formülasyonu

DEKOS-EEI modeli, beklenen bir deprem öncesinde, sensörün merkezde olduğu 50 km yarıçaplı bir daireyi etki alanı olarak belirler. Eğer bu alan içinden sensöre gelen enerji miktarı arka arkaya 2 gün boyunca aynı kalırsa, bu değer Mevcut Enerji (ME) olarak sisteme temel girdi kabul edilir. 

Modelin hesaplama mantığı, 50 km'lik bu daire içinde açığa çıkan toplam enerjinin tamamının sensöre ulaşamadığı gerçeğine dayanır. Süreç şu şekilde işler: 

  • Mevcut Enerji (ME): Sensör tarafından yeryüzünde doğrudan ölçülen görünür enerjidir. 
  • Kayıp Enerji (KE): Yer kabuğu (litosfer) tarafından yutulan ve sensör ağından kaçan enerjidir. Ampirik (gözlemsel) varsayımlara göre bu kayıp, sensörün ölçtüğü mevcut enerjinin %73'üne eşittir (𝐾𝐸=𝑀𝐸×0.73).

Toplam Enerji (TE): Bölgede açığa çıkan asıl sismik enerjidir. Sensörün yakaladığı (ME) ve kaçırdığı (KE) enerjilerin toplamından oluşur (𝑇𝐸=𝑀𝐸+𝐾𝐸). 

Bu fiziksel kabuller doğrultusunda, iki ayrı hesaplama yapmak yerine toplam sismik enerjiyi tek bir işlemde bulmamızı sağlayan doğrusal matematiksel model şu şekilde formüle edilmiştir: 

𝑇𝐸=𝑀𝐸+(0.73×𝑀𝐸)=1.73×𝑀𝐸

Denklemdeki 1.73 sabit katsayısı; sensörün ölçtüğü 1 bütünlük enerjiye (1×𝑀𝐸), yer kabuğunda kaybolan %73'lük oran değerinin (0.73×𝑀𝐸) eklenmesiyle elde edilen integral çarpanıdır. Bu sayede, sensörden gelen anlık veri doğrudan 1.73 ile çarpılarak yer altındaki gerçek toplam enerji (TE) hatasız ve pratik bir şekilde tahmin edilir.

2.3. Anomalik Bulut Morfolojisi ve Uydu Gözlemleri Entegrasyonu

Modelin operasyonel bileşenlerinden biri, küresel ve bölgesel ölçekteki sismik girdileri yansıtan bulut morfolojisi analiz tekniğidir (Türk Patent Enstitüsü, 2012). Sütçü (2013b) tarafından 2008 yılından bu yana arşivlenen 500.000’in üzerindeki meteorolojik uydu görüntüsünün geriye dönük (retrospektif) incelenmesiyle ortaya konulan jeofiziksel yaklaşıma göre; fay hatlarında biriken mekanik stresin oluşturduğu piezoelektrik alanlar ve yukarı yönlü iyon akışı (LAIC mekanizması), üst katman bulut formasyonlarında sıradan meteorolojik süreçlerle açıklanamayan doğrusal kırılmalar, termal anomaliler ve yapısal değişimler meydana getirmektedir. Otomatik Meteoroloji Gözlem İstasyonları (OMGİ) vasıtasıyla elde edilen rüzgâr hızı, yönü, sıcaklık, nem ve basınç gibi temel parametreler bu morfolojik uydu verileriyle harmanlanarak sentezlenmektedir.

2.4. Biyo-Sismik Gözlem Entegrasyonu

Fiziksel sensör ağının yanı sıra, deprem öncesi dönemde canlı davranışlarında meydana gelen anomaliler de kontrol grubu olarak izlenmektedir. Alt biyolojik organizmaların (özellikle yer altı kolonilerinde yaşayan karıncaların) sismik hareketler öncesindeki davranışsal anomalileri, kurulan laboratuvar ortamlarında yapay zekâ destekli görüntü işleme yöntemleriyle takip edilmektedir (Sütçü, 2024). Yer altında biriken mekanik ve elektromanyetik stres, sismik dalgalar yeryüzüne ulaşmadan önce canlı reaksiyonlarını tetikleme potansiyeline sahiptir (Sütçü, 2014). Nitekim 6 Şubat 2026 tarihinde, saat 14:16'da meydana gelen 4,9 büyüklüğündeki Erzincan Kemah depremi öncesinde, Sivas’taki Kangal köpek çiftliğindeki köpeklerin depremi kısa süre önce hissederek uluması ve ayaklanması da biyo-gözlemlerin sismik tahmin doğruluğuna sunduğu pratik desteği ampirik olarak doğrulamıştır (İHA, 2026).

2.5. Ulusal ve Uluslararası İstasyon Ağı Yaygınlığı

DEKOS modelinin matematiksel tutarlılığını ve yer-atmosfer bağlaşımı prensibini doğrulamak amacıyla makro ölçekli bir gözlem ağı kurulmuştur. Kurumsal altyapı altında işletilen bu izleme ağında, güncel olarak Türkiye'nin 30 farklı ilinde ve sismik açıdan kritik öneme sahip küresel ölçekteki 8 farklı bölgede (Japonya, İtalya, Girit, Kıbrıs, Endonezya, Amerika Birleşik Devletleri, Şili, İran) kesintisiz enerji ölçümleri gerçekleştirilmektedir. Farklı jeolojik ve tektonik rejimlerden anlık olarak toplanan bu çoklu istasyon verileri, DEKOS-EEI algoritmasının yerel taban gürültülerini (background noise) filtrelemesine olanak tanımaktadır.

3. MATEMATİKSEL SINIRLAR VE BULGULAR

3.1. Taban Enerji Sabiti (İE = 90 DEKOS-EEI) ve İzolasyon Formülleri

Dünyadaki sürekli mikro hareketler nedeniyle, sismik bir risk yokken bile havada her zaman 90 birimlik doğal bir taban enerji bulunur. Bu değere İstasyon (İlk) Enerjisi (İE = 90) denir. 

Modelin tehlikeyi hesaplama adımları şu şekildedir: 

  • Alarm Eşiği: Toplam enerji 100 birime ulaştığında sistem alarm verir.
  • Net Deprem Enerjisi (D): 50 km'lik daire içinde yer altından sızan saf enerjidir. Toplam enerjiden (TE) havadaki doğal gürültü (90) çıkarılarak bulunur:
    𝐷=𝑇𝐸−İ𝐸
  • Deprem Büyüklüğü (DEKOS): Daire içindeki saf net enerjinin (D), dairenin sabit yarıçapı olan 50 km'ye bölünmesiyle hesaplanır: 

𝐷𝐸𝐾𝑂𝑆=𝐷/𝐷0(Δ)

Bu basit bölme işleminin sonucu, meydana gelecek depremin büyüklüğünü (Magnitüdünü) doğrudan verir.

3.2. Adana (Aladağ) İstasyonu Eylül 2026 Verileri ve Sismik Analizi

Eylül 2026 döneminde Adana-Aladağ bölgesinde bulunan DOMGİ istasyonundan elde edilen 26 günlük DEKOS-EEI enerji ölçüm değerleri, Zaman/İstasyon matrisi formatında Tablo 1’de sunulmuştur.

Gün

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16–20

21

EEI

130

130

180

130

120

160

170

130

190

300

300

360

140

190

120

–

150

Tablo 1. Adana (Aladağ) İstasyonu Eylül 2026 Dönemi Günlük DEKOS-EEI Ölçüm Değerleri (İlk 21 Gün)

Tablo 1 incelendiğinde, 10 ve 11 Eylül 2026 tarihlerinde DEKOS-EEI değerinin ardışık iki gün boyunca 300 birim seviyesinde sabitlendiği, 12 Eylül 2026’da ise 360 birime yükseldiği görülmektedir. Algoritmik kural uyarınca, ardışık iki gün boyunca korunan tepe değeri hesaplamaya esas alınmıştır. Bu doğrultuda Adana-Aladağ istasyon verisi için baz alınan Mevcut Enerji (ME) değeri 300 olarak belirlenmiştir. ME, KE ve İE birim değeri DEKOS-EEI dir.

Matematiksel Hesaplama Adımları:

1.                  Daire içinde sensöre gelen Mevcut Enerji: ME = 300

2.                  Daire içinde sensöre gelmeyen Kaçan Enerji: KE = ME x 0.73 = 300 x 0.73 = 219

3.                  Daire içinde sensöre gelen ve kaçan Toplam Enerji: TE = ME + KE = 300 + 219 = 519

4.                  Daire içinde yerkabuğunu aşıp yer yüzeyine çıkan saf net Enerji: D=TE - İE = 519 - 90 = 429

5.                  İstasyon kapsama alanı yarıçapına göre deprem büyüklüğü hesabı: DEKOS = D / D0

429 / 50 = 8.58 ≈ 8.5

6.                  Modelin standart sapma payı olan ±0.3 eklendiğinde, teorik olarak hesaplanan maksimum büyüklük 8.8, minimum büyüklük ise 8.2 (Mw) olarak saptanmıştır.

Senaryo A: Hesaplanan yüksek teorik değerlerin aksine, bölgedeki yerel kabuk ve kayaç yapısının yüksek gerilmeleri absorbe etme veya enerjiyi sönümlendirme kapasitesi ve 1000 yıllık  sismik aktivasyonun dikkate alınmasıyla 6.5 – 7.5 büyüklük arasında bir depremin 50 -100 gün içinde olabileceğini öngörülmektedir.

Senaryo B: Bölgede 2023-2026 yılları arasında meydana gelen deprem dağılımları (Bkz. Tablo 2) incelendiğinde, biriken enerjinin bölgedeki yoğun mikro ve orta ölçekli sismik aktiviteyle (örneğin 21-09-2026 tarihindeki Mw: 5.0 Saimbeyli depremi ve geçmiş Kozan/Göksun depremleri) gradyanlı olarak salındığı, bu nedenle sistemin ek bir yıkıcı ana şok anomalisi üretmeyeceği doğrulanmıştır.

3.3. Astronomik ve Astrolojik Olaylar ile Depremler Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi

Çalışma kapsamında, sismik aktivitelerin litosferik ve atmosferik bağlamının yanı sıra, kamuoyunda sıklıkla tartışılan gök olayları ile ilişkisi de ampirik veriler üzerinden test edilmiştir. Türkiye'de Ağustos 2026 döneminde 4.0 ve üzeri büyüklükte toplam 7 adet sismik aktivite kaydedilmiştir. Bu zaman diliminde, 12 Ağustos 2026 tarihinde tam Güneş tutulması, 28 Ağustos 2026 tarihinde Ay tutulması gerçekleşmiş, 6 gezegen aynı hizaya gelmiş ve yoğun meteor yağmurları gözlemlenmiştir. Ancak tüm bu olağan dışı astronomik ve astrolojik konfigürasyonlara rağmen, Ağustos ayı boyunca bölgede kaydedilen en büyük deprem 4.6 büyüklüğünde kalmıştır.

Buna karşılık, astronomik hareketliliğin minimuma indiği 1 Eylül ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında, 4.0 ve üzeri büyüklükte tek bir deprem meydana gelmiş; bu olay AFAD verilerine göre Mw: 5.0, Kandilli Rasathanesi verilerine göre ise 4.8 büyüklüğünde ölçülmüştür (Tablo 2).

Tarih/Saat

Enlem

Boylam

Derinlik

Tip

Büyüklük

Yer

21-09-2026 01:02:01

37.8307

36.206

7 km

MW

5.0

Saimbeyli (Adana)

Elde edilen bu ampirik bulgular, sismik moment açığa çıkışının makro astronomik veya astrolojik süreçlerle doğrudan bir nedensellik ilişkisi içerisinde olmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, genel meteorolojik olayların da depremleri tetikleyici bir etkisi bulunmamaktadır. Modelin temel tezi uyarınca mekanizma tersine işlemektedir: Yer altında biriken sismik gerilmenin yeryüzüne sızması (DEKOS etkisi), lokal ve bölgesel iklim elemanlarını (sıcaklık, nem, iyonizasyon) modüle ederek meteorolojik anomalileri meydana getiren birincil faktörler arasında yer almaktadır.

Bu duruma en somut örnek olarak, 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye'nin 11 ilini etkileyen büyük depremler öncesindeki atmosferik veriler gösterilebilir. Kış mevsimi olmasına rağmen, Aralık 2022 ve Ocak 2023 dönemlerinde sismik gerilme bölgesinde kar yağışı gerçekleşmemiş; ancak ana şokların meydana gelerek enerjinin salınmasının hemen ardından bölgede yoğun kar yağışı başlamıştır. Bu durum, litosferik enerji salınımlarının alt troposfer termodinamik dengesini doğrudan değiştirdiğini göstermektedir. Dolayısıyla, küresel ve bölgesel hava tahmin modellerinde yer-atmosfer bağlaşımı ve DEKOS etkileri dikkate alınmaksızın sunulan meteorolojik projeksiyonlar eksik kalmaktadır.

4. KİTLE İLETİŞİM ENTEGRASYONU VE AKADEMİK YAYGINLAŞTIRMA

DEKOS modelinin sürdürülebilirliği ve elde edilen ampirik verilerin doğrulanması adına iki temel akademik mekanizma yürütülmektedir:

1. Düzenli Veri Analiz Raporlamaları: Haftalık ve aylık periyotlarla bilimsel izleme kurulları ve dijital platformlar üzerinden istasyon bazlı enerji ölçüm analizleri bilim dünyasıyla paylaşılmaktadır. Bu izleme faaliyetlerinin en uzun soluklu çıktısı, Marmara Denizi ve çevresine yönelik oluşturulan sismik arka plan veri tabanıdır. 3 Mayıs 2021 tarihinde kurulan istasyon altyapısının başlangıcından itibaren, Eylül 2026 tarihi itibarıyla uzun süredir Marmara Denizi ve yakın çevresinde Mw >= 7.0 büyüklüğünde bir depreme ait makro ölçekli sismik-atmosferik anomalik bir işaret verisinin oluşmadığı model parametrelerince izlenmekte ve arşivlenmektedir (Sütçü, 2026).
2. Açık Kaynaklı Uzaktan Eğitim Altyapısı: Disiplinler arası sismik tahmin bilincini akademik çevrelerde yaygınlaştırmayı amaçlayan bu süreç, açık kaynaklı dijital kütüphane altyapısı (kadirsutcu.com) üzerinden teorik ve uygulamalı yer-atmosfer bağlaşımı veri analizi dersleriyle yürütülmektedir (Sütçü, 2024).

5. SONUÇ

Bu çalışmada sunulan DEKOS-EEI modeli, deterministik ve istatistiksel deprem tahmini alanında yer-atmosfer bağlaşımı (LAIC) teorisini pratik sensör altyapısına (DOMGİ) döken disiplinler arası entegre bir yaklaşımdır. Literatürde Prof. Dr. Nuriye Pınar'ın 1940'lı yıllarda temellerini attığı tektonik deformasyonların alt atmosferik ve termal etkileri, günümüz modern algılayıcı teknolojileri ve uzaktan algılama (uydu morfolojisi) analizleriyle ampirik bir modele dönüştürülmüştür. Günümüzde Türkiye'de 30 ilde ve dünyada 8 stratejik bölgede kesintisiz veri toplayan bu gözlem ağı; çoklu gaz duyargalarının entegrasyonu, iyonizasyon takipleri ve açık kaynaklı veri tabanlarının senkronize kullanımı ile sismolojide erken tahmin odaklı, bütüncül bir metodolojik alternatif sunmaktadır.

 KAYNAKÇA

Akıncı Kesim, G. (2011). Doğa Verileri İle Deprem Etkileşiminin Değerlendirilmesi Üzerine Türkiye'den Örnekler. Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Ormancılık Dergisi, 7(1), 68-80.

Anonim. (2008). Meteoroloji Uyduları ve Gelişim Süreçleri Raporu.

Demirtaş, R. & Erkmen, C. (2000). Sismotektonik ve Sismik Tehlike Analizi. Ankara.

Eroğlu, M. (2023). Tarihsel Süreçte Meteorolojik Gözlemler ve İklimsel Dönüşümler.

Fouche, M. & Pınar, N. (1940). Depremler ve Meteorolojik Olaylar Arasındaki İlişkiler Üzerine İlk Tetkikler. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası.

Fouche, M. & Pınar, N. (1942). Kuvvetli Siklon Merkezleri, Şiddetli Rüzgârlar ve Sismik Aktivite Bağlantısı. Yerbilimleri Dergisi.

İhlas Haber Ajansı. (2017). Meteoroloji istasyonu kurulumu ve donanım fonu altyapı çalışmaları raporu. Erişim adresi: iha.com.tr.

İhlas Haber Ajansı. (2026). Erzincan Kemah Depremi Öncesi Sivas Kangal Köpek Çiftliğindeki Hayvan Davranışları ve Sismik Reaksiyon Analizleri Raporu.

Pınar, N. (1942). Marmara Bölgesi'ndeki Tektonik Bozulmaların Alçak Basınç ve Ani Rüzgâr Değişimlerine Etkisi. Kurum Raporları.

Pınar, N. (1943). İzmit Depremi Örneğinde Sismik Kaynaklı Ani Sıcaklık Artışları ve Atmosferik Anomali Analizleri. Türk Jeoloji Kurumu Bülteni.

Sütçü, K. (2013a). Deprem Tahmininde Farklı Bir Yaklaşım. Uluslararası Hakemli Çalışmalar Dergisi.

Sütçü, K. (2013b). Sütçü Bulutları ile Deprem Tahmini. GEOMED 2013 3. Uluslararası Coğrafya Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Dokuz Eylül Üniversitesi, Antalya.

Sütçü, K. (2014). Depremi Bilen Sütçü Bulutları ve Karıncalar. Teknik Araştırma Raporu ve E-Kitap.

Sütçü, K. (2023). DK ve DEKOS ile Deprem Kestirimi. İstanbul: Alaska Yayınları. ISBN: 9786057058195.

Sütçü, K. (2024). Deprem Gözlem Yöntemleri ve Tahmin Modelleri Eğitim Müfredatı. Erişim adresi: kadirsutcu.com.

Sütçü, K. (2026). World Türk TV Haftalık Deprem Erken Analiz ve Enerji Ölçüm Raporları Arşivi. Erişim adresi: kadirsutcu.com.

Sütçü, K. & Kesim, G. A. (2013). Deprem Tahmininde Farklı Bir Yaklaşım ve Doğal Göstergeler Örneği. Akademik Yerbilimleri Çalışmaları.

Türk Patent Enstitüsü. (2012). Marka Tescil Belgesi: Sütçü Bulutları. Marka No: 2012 40496 - Hizmet Sınıfı: 42. Başvuru Tarihi: 02/05/2012.

1

A NEW APPROACH IN EARTHQUAKE PREDICTION WITHIN THE FRAMEWORK OF LITHOSPHERE-ATMOSPHERE COUPLING: THE DEKOS MODEL AND DOMGİ INFRASTRUCTURE

Kadir SÜTÇÜ, Onur SÜTÇÜ

Earthquake Prediction Research Group, Istanbul, Türkiye
Corresponding Author E-mail: kadirs33@gmail.com

ABSTRACT
Traditional seismology largely limits crustal deformations to the analysis of seismic waveforms and encounters empirical limitations in generating deterministic models for short-term (5 days), medium-term (30 days), and long-term (100 days) earthquake predictions. In this study, the Earthquake Energy Location and Time Determination (DEKOS) model, which examines the precursor sensors of underground stress accumulation on atmospheric, hydrospheric, and biological parameters, and the continuous Earthquake and Automatic Meteorology Observation Station (DOMGİ) infrastructure that feeds this model are presented. To address the challenge of being unable to directly measure underground earthquake energy, the developed approach uses the widely accepted principle of Lithosphere-Atmosphere-Hydrosphere-Biosphere Interaction as its physical basis. Anomalies in PM10, PM2.5, CO, SO2, NO2, and O3 gas and particulate concentrations, tracked at high resolution via the DOMGİ network, are processed through the DEKOS-EEI (Earthquake Energy Index) algorithm to model earthquake magnitude, epicenter location, and time windows on a linear plane. In addition to physical sensor data, pre-seismic Sütçü Clouds, hurricanes, storms, climatic elements, and bio-seismic indicators are integrated into the system. The empirical validity of the model is tested via an uninterrupted real-time data station network established in 30 provinces across Türkiye and 8 different regions globally. Furthermore, within the scope of this study, high-resolution sensor data obtained from the Adana (Aladağ) station during the September 2026 period were analyzed with the DEKOS-EEI algorithm, empirically calculating the short-term seismic risk potential in the region and testing its correlation with historical seismicity data.

Keywords: DEKOS Model, DOMGİ Infrastructure, Earthquake Prediction, Sütçü Clouds, Lithosphere-Atmosphere-Hydrosphere-Biosphere Coupling, Earthquake Energy Index.

 

1. INTRODUCTION

Short, medium, and long-term earthquake prediction remains one of the most complex and unresolved interdisciplinary problem areas in modern earth sciences. Since the seismic moment released by tectonic fault rupture cannot be directly measured underground, traditional seismological studies heavily rely on Fourier analysis of seismic waves, spectral decomposition, and statistical Poisson processes (Demirtaş & Erkmen, 2000). However, because these approaches predominantly focus on the moment of rupture and its aftermath (post-seismic), they offer an extremely limited time window for civil defense in early warning systems.

The first pioneering scientific studies on the potential physical relationships between seismicity and atmospheric or hydrospheric events in Türkiye date back to the 1940s in the academic literature. The investigations carried out by Fouche and Pınar (1940) represent the inaugural step of this interdisciplinary approach. In these studies, the hypothesis that a spatial and temporal connection might exist between severe low-pressure systems caused by strong cyclonic centers and seismic activations was discussed (Fouche & Pınar, 1942). Particularly in regions with high meteorological and tectonic dynamism like the Marmara Region, it was proposed that tectonic stress variations could induce anomalies in lower atmospheric pressure systems and sudden wind gradients (Pınar, 1942). Furthermore, by analyzing the sudden thermal increases and lower atmospheric instabilities observed before and during historical seismic events, the first fundamental scientific views suggesting that large seismic deformations could act as heat sources impacting the atmospheric energy balance were introduced to the literature (Pınar, 1943).

In modern seismic forecasting and early prediction processes, tracking lithospheric-origin data and atmospheric anomalies through a multi-parameter, institutional station infrastructure has emerged as an absolute necessity. Studies conducted by Sütçü (2013a) demonstrated that earthquake predictions can be explained through multivariate statistical and deterministic-based mathematical formulas, moving away from randomness. Following the establishment of the station hardware and software infrastructure, the developed DEKOS model attained methodological maturity through empirical papers presented at international symposia and data observation reports spanning many years (İHA, 2017). The primary objective of this research is to minimize the adverse socio-economic impacts of earthquakes by generating multi-component risk analyses in seismically active regions and to contribute to the literature via open-access scientific data sharing channels (Sütçü, 2024). As of today, the model has transformed into a multinational data station network infrastructure (DOMGİ) that monitors seismic dynamics across 30 different provinces in Türkiye and 8 different regions on a global scale.

2. METHODOLOGY AND DATA INFRASTRUCTURE (DOMGİ)

2.1. Gas and Particulate Matter Sensor Integration

The DOMGİ (Earthquake and Automatic Meteorology Observation Station) infrastructure is designed to continuously monitor electrochemical and physical changes within macro/micro-fracture systems where underground stress fields manifest leakages toward the surface. The stations record real-time geophysical and chemical parameters that act as sensors for lithospheric stress accumulation:

· Particulate Matter (PM10, PM2.5):  represents the concentration of suspended particulates in the air resulting from the micro-fracturing of rocks under seismic stress and variations in surface electrostatic charges that influence aerosol distribution.

· Gas Emissions (CO, SO2, NO2):  represents the lithospheric and geochemical gas releases freed from microscopic pores and capillary cracks within fault zones.

· Reactive Indicators (O3):  monitors tropospheric ozone variations triggered when free electrons released into the lower atmosphere due to rock friction and piezoelectric effects ionize air molecules.

2.2. Mathematical Formulation of DEKOS-EEI

The DEKOS-EEI model establishes a circular zone of influence with a 50 km radius centered on the sensor prior to an expected earthquake. If the amount of energy reaching the sensor within this area remains constant for two consecutive days, this value is accepted as the fundamental base input for the system, termed Manifest Energy (ME).

The calculation logic of the model is predicated on the physical reality that the entirety of the total energy released within this 50 km circle cannot reach the sensor. The process operates as follows:

Manifest Energy (ME): The apparent energy directly measured on the earth's surface by the sensor.

Lost Energy (KE): The energy absorbed by the earth's crust (lithosphere) and escaped from the sensor network. Based on empirical (observational) assumptions, this loss is equal to 73% of the manifest energy measured by the sensor (KE = ME × 0.73).

Total Energy (TE): The actual seismic energy released in the region. It consists of the sum of the energy captured (ME) and missed (KE) by the sensor (TE = ME + KE).

In light of these physical assumptions, a linear mathematical model that enables us to calculate the total seismic energy in a single operation—rather than performing two separate calculations—has been formulated as follows:

TE = ME + (0.73 × ME) = 1.73 × ME

The constant coefficient of 1.73 in the equation represents an integral multiplier obtained by adding the 73% loss value (0.73 × ME) occurring in the earth's crust to the 1 unit of energy (1 × ME) measured by the sensor. Consequently, the real-time data arriving from the sensor can be directly multiplied by 1.73 to estimate the true total energy (TE) underground in a practical and error-free manner.

2.3. Anomalous Cloud Morphology and Satellite Observations Integration

One of the operational components of the model is the cloud morphology analysis technique, which reflects seismic inputs on global and regional scales (Turkish Patent Institute, 2012). According to the geophysical approach established by the retrospective analysis of over 500,000 meteorological satellite images archived by Sütçü (2013b) since 2008, the mechanical stress accumulating along fault lines generates piezoelectric fields and upward ion fluxes (the LAIC mechanism). This leads to linear fractures, thermal anomalies, and structural changes in upper-layer cloud formations that cannot be explained by standard meteorological processes. Fundamental parameters such as wind speed, direction, temperature, humidity, and pressure obtained via Automatic Meteorology Observation Stations (OMGİ) are synthesized and blended with these morphological satellite data.

2.4. Bio-Seismic Observation Integration

In addition to the physical sensor network, behavioral anomalies in living organisms prior to an earthquake are monitored as a control group. Behavioral anomalies in lower biological organisms (especially ants living in underground colonies) before seismic movements are tracked in established laboratory environments using AI-supported image processing methods (Sütçü, 2024). The mechanical and electromagnetic stress accumulating underground possesses the potential to trigger reactions in living organisms before seismic waves reach the surface (Sütçü, 2014). Indeed, prior to the magnitude 4.9 Erzincan Kemah earthquake that occurred on February 6, 2026, at 14:16, the howling and agitation of dogs at a Kangal dog breeding farm in Sivas shortly before the shock empirically validated the practical support that bio-observations provide to seismic prediction accuracy (İHA, 2026).

2.5. National and International Distribution of the Station Network

A macro-scale observation network has been established to verify the mathematical consistency of the DEKOS model and the principle of lithosphere-atmosphere coupling. Under this institutional infrastructure, continuous energy measurements are currently carried out in 30 different provinces in Türkiye and across 8 critically important seismic regions globally (Japan, Italy, Crete, Cyprus, Indonesia, the United States of America, Chile, and Iran). This multi-station data, gathered instantaneously from varying geological and tectonic regimes, enables the DEKOS-EEI algorithm to filter out local background noise.

3.1. Base Energy Constant (IE = 90 DEKOS-EEI) and Isolation Formulas

Due to continuous micro-movements across the globe, a natural baseline energy of 90 units is always present in the air, even in the absence of seismic risk. This value is called the Initial (Station) Energy (IE = 90).

The model's steps for calculating hazard are as follows:

Alarm Threshold: When the total energy reaches 100 units, the system issues an alarm.

Net Earthquake Energy (D): The pure energy leaking from underground within the 50 km circle. It is found by subtracting the natural atmospheric noise (90) from the total energy (TE): D = TE - IE

Earthquake Magnitude (DEKOS): Calculated by dividing the pure net energy (D) within the circle by the fixed circle radius of 50 km: DEKOS = D / D0(Δ)

The result of this straightforward division directly yields the magnitude of the impending earthquake.

3.2. Adana (Aladağ) Station September 2026 Data and Seismic Analysis

The 26-day DEKOS-EEI energy measurement values obtained from the DOMGİ station located in the Adana-Aladağ region during the September 2026 period are presented in a Time/Station matrix format in Table 1.

Day

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

EEI

130

130

180

130

120

160

170

130

190

300

Day: EEI

11: 300

12: 360

13: 140

14: 190

15: 120

16–20: –

21: 150

 

 

 

Table 1. Daily DEKOS-EEI Measurement Values of Adana (Aladağ) Station in September 2026 (First 21 Days)

When Table 1 is examined, it is observed that the DEKOS-EEI value stabilized at 300 units for two consecutive days on September 10 and 11, 2026, and rose to 360 units on September 12, 2026. In accordance with the algorithmic rule, the peak value maintained for two consecutive days was taken as the basis for calculation. Accordingly, the Manifest Energy (ME) value used for the Adana-Aladağ station data was determined as 300. The unit value for ME, KE, and IE is DEKOS-EEI.

1. Manifest Energy reaching the sensor within the circle: ME = 300

2. Escaped Energy not reaching the sensor within the circle: KE = ME × 0.73 = 300 × 0.73 = 219

3. Total Energy (incoming and escaped) within the circle: TE = ME + KE = 300 + 219 = 519

4. Pure net Energy that overcomes the earth's crust and reaches the surface: D = TE - IE = 519 - 90 = 429

5. Earthquake magnitude calculation based on the station coverage radius: DEKOS = D / D0 ➔ 429 / 50 = 8.58 ≈ 8.5

6. When the model's standard deviation margin of ±0.3 is factored in, the theoretically calculated maximum magnitude is determined as 8.8, and the minimum magnitude as 8.2 (Mw).

Scenario A: Contrary to the high theoretical values calculated, by considering the local crustal and rock structure's capacity to absorb high stresses or damp energy, alongside 1,000 years of historical seismic activation, it is predicted that an earthquake with a magnitude between 6.5 and 7.5 could occur within 50 to 100 days.

Scenario B: When the distribution of earthquakes occurring in the region between 2023 and 2026 is examined (see Table 2), it is confirmed that the accumulated energy is released gradiently through the intense micro and medium-scale seismic activity in the region (for instance, the Mw 5.0 Saimbeyli earthquake on September 21, 2026, and historical Kozan/Göksun earthquakes); therefore, the system will not generate an additional destructive main shock anomaly.

3.3. Investigation of Relationships Between Astronomical/Astrological Events and Earthquakes

Within the scope of the study, alongside the lithospheric and atmospheric context of seismic activities, their relationship with celestial events frequently debated by the public was also tested using empirical data. In Türkiye, a total of 7 seismic events with magnitudes of 4.0 and above were recorded during the August 2026 period. In this timeframe, a total solar eclipse occurred on August 12, 2026, a lunar eclipse occurred on August 28, 2026, six planets aligned, and intense meteor showers were observed. However, despite all these extraordinary astronomical and astrological configurations, the largest earthquake recorded in the region throughout August remained at a magnitude of 4.6.

Conversely, between September 1 and September 21, 2026, when astronomical activity fell to a minimum, a single earthquake with a magnitude of 4.0 or above occurred; this event was measured at Mw 5.0 according to AFAD data and 4.8 according to the Kandilli Observatory database (Table 2).

Date/Time

Latitude

Longitude

Depth

Type

Magnitude

Location

21-09-2026 01:02:01

37.8307

36.206

7 km

MW

5.0

Saimbeyli (Adana)

Table 2. Seismic Data Example Recorded in the Adana Region in September 2026

These empirical findings clearly demonstrate that seismic moment release does not share a direct causal relationship with macro astronomical or astrological processes. Similarly, general meteorological events do not possess a triggering effect on earthquakes. According to the core thesis of the model, the mechanism operates in reverse: the leakage of seismic stress accumulating underground toward the surface (the DEKOS effect) is among the primary factors modulating local and regional climate elements (temperature, humidity, ionization), thereby producing meteorological anomalies.

The most concrete example of this situation can be seen in the atmospheric data prior to the major earthquakes that affected 11 provinces in Türkiye on February 6, 2023. Despite it being the winter season, no snowfall occurred in the seismic stress zone during December 2022 and January 2023; however, immediately after the main shocks occurred and the energy was released, heavy snowfall began in the region. This indicates that lithospheric energy releases directly alter the thermodynamic balance of the lower troposphere. Consequently, meteorological projections presented in global and regional weather forecasting models remain incomplete without considering lithosphere-atmosphere coupling and DEKOS effects.

4. MASS COMMUNICATION INTEGRATION AND ACADEMIC DISSEMINATION

To ensure the sustainability of the DEKOS model and the verification of the obtained empirical data, two primary academic mechanisms are conducted:

1. Regular Data Analysis Reporting: Station-based energy measurement analyses are shared with the scientific community via scientific monitoring boards and digital platforms on weekly and monthly periods. The longest-running output of these monitoring activities is the seismic background database created for the Marmara Sea and its surroundings. From the inception of the station infrastructure established on May 3, 2021, up to the date of September 2026, it has been monitored and archived by model parameters that a macro-scale seismic-atmospheric anomalous signal datum belonging to an earthquake of magnitude Mw >= 7.0 has not formed in the Marmara Sea and its immediate vicinity for a long duration (Sütçü, 2026).

2. Open-Source Distance Education Infrastructure: Aiming to disseminate interdisciplinary seismic prediction awareness in academic circles, this process is conducted through theoretical and applied lithosphere-atmosphere coupling data analysis courses via the open-source digital library infrastructure (kadirsutcu.com) (Sütçü, 2024).

5. CONCLUSION

The DEKOS-EEI model presented in this study is an integrated interdisciplinary approach that translates the lithosphere-atmosphere coupling (LAIC) theory into a practical sensor infrastructure (DOMGİ) in the field of deterministic and statistical earthquake prediction. The lower atmospheric and thermal effects of tectonic deformations, the foundations of which were laid by Prof. Dr. Nuriye Pınar in the 1940s in the literature, have been transformed into an empirical model through modern sensor technologies and remote sensing (satellite morphology) analyses today. Currently collecting continuous data across 30 provinces in Türkiye and 8 strategic regions worldwide, this observation network offers a holistic methodological alternative focused on early forecasting in seismology through the integration of multiple gas sensors, ionization tracking, and the synchronized use of open-source databases.

REFERENCES

Akıncı Kesim, G. (2011). Doğa Verileri İle Deprem Etkileşiminin Değerlendirilmesi Üzerine Türkiye'den Örnekler [Examples from Türkiye on the Evaluation of Earthquake Interaction with Natural Data]. Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Ormancılık Dergisi, 7(1), 68-80.

Anonim. (2008). Meteoroloji Uyduları ve Gelişim Süreçleri Raporu [Report on Meteorological Satellites and Their Development Processes].

Demirtaş, R. & Erkmen, C. (2000). Sismotektonik ve Sismik Tehlike Analizi [Seismotectonics and Seismic Hazard Analysis]. Ankara.

Eroğlu, M. (2023). Tarihsel Süreçte Meteorolojik Gözlemler ve İklimsel Dönüşümler [Meteorological Observations and Climatic Transformations in the Historical Process].

Fouche, M. & Pınar, N. (1940). Depremler ve Meteorolojik Olaylar Arasındaki İlişkiler Üzerine İlk Tetkikler [First Investigations on the Relationships Between Earthquakes and Meteorological Phenomena]. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası.

Fouche, M. & Pınar, N. (1942). Kuvvetli Siklon Merkezleri, Şiddetli Rüzgârlar ve Sismik Aktivite Bağlantısı [The Connection Between Strong Cyclonic Centers, Severe Winds, and Seismic Activity]. Yerbilimleri Dergisi.

İhlas Haber Ajansı. (2017). Meteoroloji istasyonu kurulumu ve donanım fonu altyapı çalışmaları raporu [Report on meteorological station installation and hardware fund infrastructure works]. Available at: iha.com.tr.

İhlas Haber Ajansı. (2026). Erzincan Kemah Depremi Öncesi Sivas Kangal Köpek Çiftliğindeki Hayvan Davranışları ve Sismik Reaksiyon Analizleri Raporu [Report on Animal Behaviors and Seismic Reaction Analyses at the Sivas Kangal Dog Farm Prior to the Erzincan Kemah Earthquake].

Pınar, N. (1942). Marmara Bölgesi'ndeki Tektonik Bozulmaların Alçak Basınç ve Ani Rüzgâr Değişimlerine Etkisi [The Effect of Tectonic Distortions in the Marmara Region on Low Pressure and Sudden Wind Changes]. Institutional Reports.

Pınar, N. (1943). İzmit Depremi Örneğinde Sismik Kaynaklı Ani Sıcaklık Artışları ve Atmosferik Anomali Analizleri [Seismically Induced Sudden Temperature Increases and Atmospheric Anomaly Analyses in the Sample of the İzmit Earthquake]. Türk Jeoloji Kurumu Bülteni.

Sütçü, K. (2013a). Deprem Tahmininde Farklı Bir Yaklaşım [A Different Approach in Earthquake Prediction]. Uluslararası Hakemli Çalışmalar Dergisi.

Sütçü, K. (2013b). Sütçü Bulutları ile Deprem Tahmini [Earthquake Prediction via Sütçü Clouds]. GEOMED 2013 3. Uluslararası Coğrafya Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Dokuz Eylül Üniversitesi, Antalya.

Sütçü, K. (2014). Depremi Bilen Sütçü Bulutları ve Karıncalar [Sütçü Clouds and Ants that Predict Earthquakes]. Technical Research Report and E-Book.

Sütçü, K. (2023). DK ve DEKOS ile Deprem Kestirimi [Earthquake Forecast with DK and DEKOS]. İstanbul: Alaska Yayınları. ISBN: 9786057058195.

Sütçü, K. (2024). Deprem Gözlem Yöntemleri ve Tahmin Modelleri Eğitim Müfredatı [Earthquake Observation Methods and Prediction Models Training Curriculum]. Available at: kadirsutcu.com.

Sütçü, K. (2026). World Türk TV Haftalık Deprem Erken Analiz ve Enerji Ölçüm Raporları Arşivi [World Türk TV Weekly Earthquake Early Analysis and Energy Measurement Reports Archive]. Available at: kadirsutcu.com.

Sütçü, K. & Kesim, G. A. (2013). Deprem Tahmininde Farklı Bir Yaklaşım ve Doğal Göstergeler Örneği [A Different Approach in Earthquake Prediction and the Case of Natural Indicators]. Akademik Yerbilimleri Çalışmaları.

Türk Patent Enstitüsü. (2012). Marka Tescil Belgesi: Sütçü Bulutları [Trademark Registration Certificate: Sütçü Clouds]. Trademark No: 2012 40496 - Service Class: 42. Application Date: 02/05/2012.